Monthly Archives: Eylül 2008

Yazdıklarımdan / Öykü

BİR BAYRAM GÜNÜ

Nezaket Teyze emekli öğretmendi ve artık yetmişine yaklaşmıştı.Yalnız yaşıyordu.Tek kızı evliydi. Şehrin öteki ucunda, daha lüks bir semtte oturuyordu. Kocasının kariyeri için iş çevresinden arkadaşlarını ağırlamaktan, iki çocuğunun okulu, kursları ile uğraşmaktan ve kendi çevresinde pek moda olan sosyal çalışmalarından annesi ile ilgilenecek zamanı olmuyordu pek. İki torununu çok özlese de onları doya doya sevme şansı hiç olmuyordu Nezaket Teyze’nin.Çocukların ya kursları, ya dersleri oluyordu nedense.

Nezaket Teyze ve kendisi gibi öğretmen olan rahmetli eşi, emekli ikramiyelerini birleştirip zar zor bu küçük daireyi almışlardı.Ne var ki, Rıza Amca kalbine yenik düşmüş, küçük yuvalarının sefasını sürememişti.Nezaket Teyze de asla evinden ayrılmayı düşünmemişti. Hem nereye gidecekti ki; kızının yanına gitse, damat rahatsız olacak, çocuklardan biri odasından olacaktı. Kendinden iki yaş büyük ablası bir başka şehirde yaşıyordu. Eşi ile düzenlerinden memnundular. Onları da rahatsız edemezdi. Nezaket Teyze günlerini, evinde kedisi ile, bazen de evine yakın parkta yürüyüşler yaparak geçiriyordu. Fazla akrabaları yoktu zaten.Yaşlıların çoğu rahmetli olmuşlar, gençler de kendi yaşam kavgaları içinde kopup gitmişlerdi. Eski komşuluklar da hiç kalmamıştı ne yazık ki. Apartmanda kimse kimseyi tanımıyor, bazen bir merhabayı bile esirgiyordu insanlar birbirine.Hele bayram gibi özel günlerde ortalıkta kimseler kalmıyordu. İşte yine mübarek bayram geliyordu. Günler öncesinden bir heyecan başladı içinde. Artık ev işlerini öyle kolayca halledemiyordu. Ağrılar sızılar işlerini rahatça yapmasına izin vermiyordu. Çabuk yoruluyor, bir saatlik işi üç beş saatte yapabiliyordu. Katarakt ameliyatını da bir an önce olsa iyi olacaktı aslında. Çünkü iyi göremiyordu. Ama eski topraktı ne de olsa, elinden geldiğince yapacaktı temizliğini. Grip olduğunda temizliğe çağırdığı Fatma nasıl da üzmüştü onu.Üstünkörü yapıp erkenden gitmişti. Oysa parasını verirken küçük hediyeler de hazırlamıştı, memnun gitsin diye.
Bunları düşünürken kapı çalındı, heyecanlandı; kızıydı gelen. Bir taraftan telefonla konuşuyor, bir yandan da ‘’anne nasılsın?’’diyordu, yanıtını dinlemeden.’’Az sonra geleceğim, geçen defaki gibi olmasın, güzel ve modern bir şeyler istiyorum, rengine birlikte karar veririz’’ diyordu. Belli ki kuaförü ile konuşuyordu. ”Bir ihtiyacın var mı? Biz bayramda burada olmayacağız, sahilde bir otelde yer ayırtmışMelih’’ deyip, sonra da acele ile çıkıp gitmişti.Torunlarını bile soramamıştı doğru dürüst..’’Bir ihtiyacın var mı?’ ’sorusu içini acıttı. Bayram geliyordu ve Nezaket Teyze tek başına olacaktı. Yavaşça kalkıp elektrik süpürgesini aldı dolaptan. İşlerini dinlene dinlene yaptı. Artık bir gün kalmıştı bayrama.Her yeri ağrıyordu ama olsun, bayramdı gelen. İyisinden şeker, çikolata da almalıydı azıcık. Mahallenin çocukları gelirse sevinsinler diye.
Bayram sabahı, namazını kılıp tertemiz elbisesini giydi.Rahmetli kocasının aldığı inci kolyesini de taktı. Mavi terliklerini giyip pencerenin önüne oturdu.Zaman geçmek nedir bilmiyordu. Ara sıra balkona çıkıp apartmanın giriş kapısına baktı durdu.Gelen giden yoktu işte..Bazen apartmanın otoparkından bir araba çıkıyor, komşular telaşla binip gidiyorlardı.Öğlen, ikindi, akşam derken, uyuklamaya başladı..Midesi kazınmasa hiç canı yemek istemeyecekti.Bir kaç lokma yiyip yatsı namazını kıldı ve gözleri nemli nemli, tüm insanlara sağlık ve esenlikler dileyip yatağına uzandı.Kim bilir belki yarın birileri gelirdi..Gelirlerdi, gelirlerdi, eski bayramlar gibi olmasa da bayramdı işte..


Yorum bırakın

Filed under Yazdıklarımdan

>Fotoğrafçılık / Atatürk Parkı’ndan Görüntüler

>


Minik’le (köpeğim) her sabah yürüyüş yaptığımız parktan görüntüler.
Resimlerin üzerine tıklayarak tam ekran görüntü elde edebilirsiniz.


Yorum bırakın

Filed under Fotoğrafçılık

Ürettiklerimden / Patchwork Örtüler

 

 

Bu örtüler Loc Cabin tekniği ile yapılmıştır.Yıkanabilir olduklarından dekoratif amaçlı olduğu kadar, hijyen amaçlı olarak da oldukça kullanışlılar.Her birerini yaklaşık üç hafta gibi bir zamanda hazırladım.


Yorum bırakın

Filed under Hobilerim

>Severek Dinlediklerimden / Johannes Brahms

>

Brahms’ı Sever misiniz?
Bu başlık size İsveçli unutulmaz sinema oyuncusu Ingrid Bergman ile İtalyan asıllı Fransız oyuncu Yves Montand’ın 1961’de oynadıkları Amerikan filmini anımsatmıştır. O yıllarda çok sükse yapan film, hala sinema severlerin aklındadır. Senaryosu, Fransevi Françoise Sagan hanımın yazdığı romandan uyarlanan bu güzel filmi izlemenizi, hatta sinema arşivinize eklemenizi tavsiye ederim.
Ancak ben bu gün ne romandan ne de filmden söz edeceğim; Filme ad olan bu soru cümlesini sizlere yönelterek, Brahms’ın büyüleyici müziğini tanımanızı istiyorum. Elbette tanıyanlarınız vardır. Yine de klasik müzikle fazla tanışıklığı olmayanlar için, ‘’mutlaka dinlemelisiniz’’ diyorum.

Bu sabah Minik’le parkta güzel bir yürüyüşle başladık güne. Sonbaharın tüm güzelliklerini doya doya yaşayıp yaseminleri kokladık. Son demlerini yaşayan begonvillerin büyüleyici renk harmonisini hayranlıkla izledik. Hava, biz Antalyalıların tam da özlediği gibi, hoş bir serinlikteydi. Bir yandan güzelim parkın florası, diğer yandan aşağıda duran göz alıcı Akdeniz maviliği ve uzaktan tüm görkemi ve ayrıntıları ile (havanın açık olmasından dolayı) denize doğru uzanan Toroslar’ın görüntüsüyle büyülenerek, bu kenti ne kadar çok sevdiğimi defalarca yineledim. Bu arada Minik’in mutluluğunu anlatamam. Haylaz bir çocuk gibi yerinde duramıyor, kuşları yakalamaya çalışıyor, algıladığı her kokuyu dakikalarca analiz ediyordu.

Tüm bu güzellikleri yaşadıktan sonra, eve dönünce kahvaltıdan önce bir tek şeye gereksinim duyduğumu fark ettim; bu güzel Akdeniz sabahına yaraşır, dingin ama yer yer yaşama sevincini yansıtan bir müzik dinlemeliydim. Aklıma gelen ilk isim; romantik ama bir o kadar da kıpırtılarla dolu nefis yapıtlar ortaya koyan Johannes Brahms oldu. 7 Mayıs 1833 de Hamburg‘da doğan Brahms (Aşağı Sakson – Kuzey Alman) genişçe bir ailenin çocuğuydu. Babası el işçiliğiyle para kazanıyordu, ayrıca Hamburg’taki birkaç dans lokalinde korno ve kontrabas çalarak küçük gruplarla sahne alıyordu. Brahms piyano dersleri alarak müziğe yedi yaşında başladı. Besteciliğe olan yeteneğini genç yaşlarda göstermeye başladı, 1849’da yazdığı Sevilen Valsler üzerine Fantezi adlı yapıtı Piyanoçalarlar için çalınması hiçte kolay olmayan bir yapıttır. Başlarda yalnızca piyano için besteler yapan Brahms, sonradan yapıtlarını çeşitlendirerek senfoniler, konçertolar, oda müziği, piyano parçaları ve 200’den çok şarkı bestelemiştir.

Özellikle ‘’Hungarian Dance’’ sabahımı taçlandıracak bir yapıttı. Müziği dinlemeye başladığımda ne kadar haklı olduğumu anladım. Klasik müzikle hiç tanışıklığı olmayanların bile zevkle dinleyebileceği bu yapıtı dinlemenizi tavsiye ediyorum. İnsan ruhunun gereksinmelerinden olan huzuru ve güzellikleri fark edebilme yetisini yakalayabilirsiniz. Ayrıca müzikle sağaltım, bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntemdir.

Yaşamınız hep güzelliklerle dolu olsun..

CD leriniz olmasa bile internet aracılığı ile dinleyebilirsiniz.
http://www.beethovenlives.net/index5000.asp

Yorum bırakın

Filed under Müzik

Beğendiklerimden / Özgün Tasarım-Takı

 

 

 

 

 

Bu göz alıcı özel tasarım ürünleri, kendisini tanımaktan onur duyduğum Gülay Yoleri tarafından yapılmıştır. Kendisi hayvan severdir. Onlar  için  maddi  manevi  fedakarlıklar  yapan  gerçek  bir  gönül insanıdır.

Yorum bırakın

Filed under Elişleri

>Son Okuduklarımdan / Kitap / Roman / Büyük Umutlar

>


İngiliz romancı Charles Dickens (1812-1870) bu romanında, çağının değerlerinin altını çizerek, yarattığı karakterlerin kişiliğinde, insanların zaaf ve başarısızlıklarını, acılarını, küçük sevinçlerini, yoksulluklarını gerçekçi bir dille anlatmıştır.Büyük umutların boşa çıkışını adım adım sergilerken, unutulmaz kahramanı öksüz ve yetim köylü genç Pip’in duygusal yapısını, değerlerini, çok renkli ve etkileyici bir anlatımla dile getirmiştir. Onun, gizemli bir mirasa konarak Londra’ya gidip ‘’beyefendi’’ konumuna gelinceye dek yaşadıkları ve insan ilişkileri esas alınarak, sürükleyici bir kurgu ile sunulmuştur. Romanın diğer kişilerinden; dengesiz ablası Bayan Joe Gargary, saf ve iyi yürekli köyün demircisi eniştesi Joe Gargery, tuhaf ve gizemli Bayan Havisham, 0nun evlatlığı ve kurbanı güzel Estella, dalkavuk ruhlu, iki yüzlü Pumblechook Amca, bataklıkların korkulu düşü katil Magwitch, ünlü olduğu kadar tuhaf huylu avukat Jaggers, genç köy öğretmeni Biddy, Charles Dickens’ın usta kalemi ile bu eşsiz romanda unutulmaz karakterler olarak yer almışlar. Gönlü karasevda ile, gözü yükselme hırsıyla perdelenmiş köy kökenli genç Pip’in, ‘Büyük Umutlar’’ ını gerçekleştirebilmenin doğru yolunu ararken yaşadıklarının olağanüstü öyküsüdür bu roman.


Yorum bırakın

Filed under Kitap

Ürettiklerimden / Patchwork Yatak Örtüsü

> Pastel renklerden oluşan bu patchwork yatak örtüsünün krem rengi zemini eski bir elbise kullanılarak yapılmıştır. İlk patchwork çalışmalarımdan biridir.


3 Yorum

Filed under Ürettiklerimden, Dekorasyon, Elişleri, Hobilerim