Monthly Archives: Ekim 2008

>Biyografi / Şükufe Nihal

>



Şükufe Nihal şair, eğitimci, gazeteci, yazar ve aktivist..( d. 1896, İstanbul – ö. 24 Eylül 1973, İstanbul), Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük toplumsal değişimler geçirdiği bir dönemde yaşadı. Edebiyatçılığının yanı sıra, sosyal çalışmaları ile ‘’Cumhuriyet Kadını’’ kitaplarında kadının sesini duyurmayı başaran ancak özel yaşamında mutluluğu yakalayamamış biri. (Aralarında Faruk Nafiz Çamlıbel, Nazım Hikmet’in de bulunduğu hayranlarına rağmen ) O nihayetsiz aşkların kadınıydı…

Odasından hemen hemen hiç çıkmayan, içine kapanık, sessiz biriydi Şair Hanım…Üniversitenin ilk kadın talebesi ve ilk kadın mezunu olmuştu. Eski yeşilçam filmlerini aratmayacak dramatik yaşamı huzurevinde sonlanmış ve yaşamının sonuna dek hüzünlü ama zarafetinden hiçbir şey kaybetmemiş bir hanımefendi oldu.İpek gömleği, saçlarına taktığı sedef tokası ile ve uzun eteği ile.. Boynunda hep tek sıra inci kolyesi olurdu..

Çok tanınmış bir şairdi döneminde. Hele ‘’İnanma’’sı, az mı söylenmişti;

‘’Bir salgın alevsin içimde bu gün

Yakmaya en sönmez yerden başladın

Eriyip sönersem ancak büsbütün

Sevmiş diyeceksin beni bu kadın’’


diyerek, az mı naz etti , zarif hanımlar eşlerine…

Kadın ruhunun inceliklerini sergileyen şiirleri, giyimi, kuşamı, duruşu ile hayran olunan, vatanseverliği ile, her hali ve tavrıyla gencecik cumhuriyetin ideal kadınlarından Şükufe Nihal, Bakırköy’de unutulmuş, umutsuzlanmış şekilde, bir huzurevinde yaşamak ve orada ölmek zorunda mıydı? Saygılar Şükufe Nihal..


3 Yorum

Filed under Edebiyat, Kadın Yazarlar

>Severek Okuduklarımdan / Roman / Beyaz Diş

Beyaz Diş(1906) Jack London‘un şaheser romanı. Roman ilk kez seri halinde, 1906 mayısından, ekimine kadar The Outing Magazine adlı dergide yayınlanmıştır. Kitap birçok dile çevrilmiş ve bir çok yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Alışılmışın dışında bir roman kahramanı vardır bu yapıtta; ilkel bir dünyaya kavuşmak için uygarlıktan kaçacağı yerde, insanların arasına katılan vahşi bir köpeğin acı, buruk, şaşılası bir yaşama tutkusu ile dolu çarpıcı öyküsüdür bu öykü.

London, bu yapıtında da, en önemli özelliği olan, gözleme ve deneyime dayalı o yalın gerçekçiliğini ustalıkla kullanmış. İnsanın insanla olan ve doğayla olan savaşını, acımasızlığını, yarı kurt, yarı köpek olan bir canlının gözü ile destansı bir boyutta anlatmış.

Daha önce kaleme aldığı Vahşetin Çağrısı’nın devamı sayılabilecek bu sürükleyici romanı okumanızı öneriyorum.



4 Yorum

Filed under Kitap

>Yaşamdan / Yeniden Merhaba

>

Bu sabah, yasemin kokulu, begonvilli ve bol oksijenli bir yürüyüşten sonra eve dönünce hoş bir sürprizle karşılaştım. Geçici bir süre kapalı olan blog sayfamı yeniden yayımda görmek, beni mutlandırdı. Sevgili okurlarımdan gelen e-postalar ve yakın dostlarımdan aldığım telefonlar, bu sayfaların takip edildiği ve sevilerek okunduğunu gösteriyordu. Özellikle kitap severlerin ve nostaljik müzik tutkunlarının ilgilerine yürekten teşekkür ediyorum.
Tahmin edeceğiniz gibi birikmiş bir çok konu var. O halde, güzel paylaşımlara ”kaldığımız yerden devam” diyorum. En içten sevgilerimle.


Yorum bırakın

Filed under Yazdıklarımdan

>Sinema / Unutulmaz Yeşilçam Replikleri

>

Yıllar öncesinin kısıtlı olanakları ile çekilmiş Yeşilçam filmlerini kim anımsamaz ki.. Hele o oyuncular değişse de değişmeyen seslerle söylenen ve belleklerde yer etmiş, Yeşilçam filmi replikleri unutulur mu? Kuşaklar boyu, aşklar, hayal kırıklıkları, düşler bunlarla anlatılmadı mı? Gün geldi, Yeşilçam senaristlerinin yarattığı bu cümleler yeni kuşaklar tarafından espri konusu yapıldı. Ama ne olursa olsun, o unutulmaz film kareleri ile birlikte, bunların hiç biri unutulmadı..

“Biz ayrı dünyaların insanıyız.”
“Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla..”
“Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim?”
“Canımın içi babacığım, doğruyu mu söylüyorsun?”
” Parayla saadet olmaz evladım, bunu sakın unutma “
” N’ayır, n’olamaz! “
” Turist Ömer derler benim adıma, pişman olur bakmayanlar tadıma. “
” Senin annen bir melekti yavrum “
“Durun, siz evlenemezsiniz, çünkü kardeşsiniz. “
“Yoksa sen de Çitlenbiğin annesi misin? O da benim gibi annesiz. Sen de onun annesi olur musun Kara Nine? O da senin gibi kapkara.”
“Üstlendiğin vazife çok mühim Kemal, bu görevi layıkıyla yapacağından eminim.”
“Amca, size baba diyebilir miyim? ”
” Kelaaaj! ”
” Pişman mısın yavrum? “
” Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.”
” Sizi ebediyete kadar bekleyeceğim ”
” Hatırlar mısınız, bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı ”
” Sonsuza kadar seni bekleyeceğim.”
” Bana yıllar önce çılgınca sevdiğim bir kadını hatırlattınız…”
” Bizim bu dünyada yaşamaya hakkımız yok mu be hakim bey abicim ”
” Evlenince pembe pancurlu bir evimiz olacak.”
” Ben herşeyi ayarladım canım sen kızı getir yeter. ”
” Nen var kuzum? ”
” Nalan’ın ağlattığını Handan güldürecek.”
” Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mı hala.”

1 Yorum

Filed under Sinema

Severek dinlediklerimden / Ta Mavra Matia Su

>


Bu gün sizlerle paylaşmak istediğim ; komşudan bir ezgi var; sözü ve müziği Yunanlı Agelouas ve Merobizani’ye ait olan Yunan şarkısı. Nilüfer’in Sensiz Olmaz albümünde yer alan ”Taa Uzak Yollardan” adlı şarkının da orjinali; Ta Mavra Matia Su. Ziynet Sali de Yunanca ve Türkçe şarkıları söylediği Amman Kuzum adlı albümünde söylüyor; güzel de söylüyor.
Ta uzak yollardan
Koştum geldim senin kollarına
İçimde yanan hasretinle ben
Baktım durdum senin yollarına
Sensizlik bir ölüm sanki
Haykırsam göklere
Şimdi yanımda
Beni benden çok seven
Dünyalar benim olsa
Yinede istemem
Yanlız sensin benim yüzümü güldüren
Bir rüzgardı esen
Ayrılıklarla bizi kahreden
Gözlerimde tüten bir aşktın sen
Yıllar yılı bitip tükenmeyen
Çok özledim seni ben
Haykırsam göklere
Artık yanımda
Beni benden çok seven
Dünyalar benim olsa
Yinede istemem
Yanlız sensin benim yüzümü güldüren
Şıkır şıkır Greek ezgileri, güzelim Akdeniz enstrümanları ile yürekleri titretiyor. Hem hüzün hem de ışıldayan bir yaşam var bu şarkıda. Eee, ne de olsa bir Akdenizli. Yunanlı sanatçılardan da bizden seslerden de dinlemekten zevk aldığım bu şarkı ile birlikte keyif almaya ne dersiniz? Keyifli dinlemeler..

Yorum bırakın

Filed under Müzik

Nail Çakırhan Evleri

>

 


Bu gün size yaratıcı ve çok yönlü bir mücadele insanından söz edeceğim. Şiir ve mimari onun yeteneklerinin farklı alanlardaki görüntüleri. Gençlik yıllarında şair, daha ileri yaşlarda ise mimar olarak üreten, yapıtları ile unutulmazlar arasına giren bir yetenek..
1910 yılında Ula’da doğmuş. O yıllarda tipik bir kasaba olan Ula, bozulmamış sosyal ve kültürel dokusu ile, sevecen insanları ile derin izler bırakmış Nail Çakırhan’da. Kişiliğinin, düşünce yapısının, yaratıcılığının ilk tohumları bu kaynaktan. Bir de doğaya olan tutkusundan. Bu renkli kişiliğin biyografisini mutlaka araştırıp okumanızı öneririm. Özetin de özetini verecek olursak; 12 yaşında ilk şiirlerini yazmaya başladığını, tıp eğitimini yarıda bıraktığını, bir süre Sovyetler Birliği’nde ekonomi ve politika okuduğunu, Arkeolog Prof. Dr. Halet Çambel ile evlendiğini söyleyebiliriz.
Mimarlık Öyküsü
1970’te, doktor tavsiyesine uyarak eşiyle birlikte Akyaka’ya gider. Dinlenebilecekleri, huzur içinde çalışabilecekleri bir eve gereksinim duyarlar. Akyaka’da iki dönüm toprak alır ve iki ustanın yardımıyla inşaata başlar. Geleneksel mimarimizin özelliklerini günümüz koşullarıyla buluşturan, çevreyle doğayla bütünleşen bu küçük ev harikulade estetiği ile hayranlık uyandırır görenlerde. Peş peşe talep gelmeye başlar.Yakın dostları, arkadaşları kendileri için de ev yapmalarını isterler. Ardından turizmciler… Hiçbirini kıramaz.
1983’te, aklının ucundan bile geçmeyen bir sürprizle karşılaşır. Dünyanın en saygın mimarlık ödüllerinden Ağa Han Uluslararası Mimarlık Ödülü verilir Çakırhan’a. Mimarlık eğitimi almamış, kendi kendini yetiştirmiş birinin böylesi önemli bir ödüle layık görülmesi akademik çevreleri ayağa kaldırır. Mimarlıkta alaylı-mektepli, geleneksel-çağdaş tartışmaları yıllarca sürer.
Ödülden gelen parayle Muğla’daki eski bir hanı Kültür Evi olarak restore eder. Ardından otel inşaatları, Letonia, Montana gibi büyük tatil köyleri gelir. Akyaka, Dalyan, Bodrum, Muğla, Datça, Fethiye’deki birbirinden güzel yapılarıyla geçmişin değerlerini günümüze ve geleceğe bağlayan bir ad olarak efsaneleşir.
Sade, alçakgönüllü bir insan Nail Çakırhan. Gülüşünde çocuk ışıltıları dolaşan Ula’lı bir halk adamı… Evrensel bir aydın… Güzelliğe açık herkese pay dağıtan bir şair mimar… Hayalleri, yaratma gücü, üretme arzusu hiç tükenmeyen 86 yaşında bir delikanlı.
NOT: NURSEL DURUEL’in kaleminden Nail Çakırhan yazısı “Daha Çok Onlar Yaşamalıydı” kitabından alınmıştır.(1996)
11 Eki 2008’de Nail Çakırhan’ı kaybettik.
Saygılar Nail Çakırhan. 

 


Yorum bırakın

Filed under Mimari

Severek Dinlediklerimden / Jean Francois Michael / Cupable

Bu sayfalarda sizlerle nostaljik müzikleri paylaşmam, planladığım bir şey değildi.. Begonvilli Ev’de yaşamın renklerinden biri olan müzik, tür ve dönem olarak, asla sınırlayamayacağım bir alan. Ancak bir dönemin iz bırakmış olağanüstü seslerinden ve müziklerinden bir kez söz edince, arkası kendiliğinden geliyor. Düşünsenize; Demis Roussous’tan söz edip de Tom Jones’u atlamak olur mu? Jan Francois Michael’i dinlemeden 1960’ ları, 70’leri anlatmak olası mı?
Bu gün sizlerle paylaşmak istediğim harika bir Fransızca şarkı var. Zaten Fransızca şarkıların yeri bir başkadır bende..Önce şarkıyı dinleyelim;
http://www.video75.com/WGlZgm1o0dD/coupable-jean-francois-michael/
suçlu
bir gun bir ilk olmaktan
seni suçlu olana kadar okşamaktan
seni kolarıma almaktan
sendeki yatan o kadını uyandırmaktan
kendimi suçlu hisediyorum
seni unutmaktan
suçlu, suçlu
suçlu
sevilmekten
suçlu, suçlu
sonsuza kadar suçlu
suçlu
ceza işlemekten
yani senin hayatında olmaktan
seninle onun arasında
gölge olmaktan suçlu,
suçlu, suçlu
sevilmekten
suçlu
seninle uzun zaman,
uzun zaman sevişmekten
düşünmeden yapmandan
sonsuza kadar tek anı olmaktan
ki kimse seni iyileştiremezse
evet suçluyum
seni unutmaktan suçlu,
suçlu, suçlu
sevilmekten suçlu,
suçlu sonsuza kadar
suçlu suçlu ceza işlemekten
yani senin hayatında olmaktan
seninle onun arasinda
gölge olmaktan suçlu,
suçlu, suçlu sevilmekten 

Jean Francois Michael. bir dönem Türkiye’de yaşamış olan Fransız şarkıcı, 1960′ ların muhteşem sesi ..Adieu Jolie Candy’’ ile çok sevildi ve ardından Coubable ile hit oldu..Harika sesi ve yorumu ile hala belleklerdedir. O yıllarda Coupable , Türkçe sözlerle Semiha Yankı tarafından da seslendirildi. Yine de orijinali kadar ses getirmedi. Buyrun nostaljiye; keyifli dinlemeler.
İsmet

Yorum bırakın

Filed under Müzik