Monthly Archives: Haziran 2010

>Rescue Ink / Hayvanların Kahramanı Koca Adamlar

>

Sizlere daha önce de söz etmiştim onlardan. Vücudu dövmelerle kaplı sekiz sert adam, New York’un yardıma muhtaç hayvanları için çalışıyorlar.

Bu koca adamlar yolda karşınıza çıksa korkarsınız eminim. Tepeden tırnağa dövmelerle kaplı, Harley motosikletli sekiz adam zor durumdaki New York hayvanlarını kurtarmayı görev edinmişler.
Köpekleri dövüşlerden kurtarıyor, hayvan istismarcılarıyla yüzleşiyor ve çalınan hayvanların peşine düşüyorlar. Eski itfaiye memurları, vücut geliştiriciler, otomobil tamircileri ve güvenlik görevlilerinden oluşan ekip, kötü adamları yakalayıp yasal yollarla gerekeni yapıyorlar.

Konu hayvan istismarı olduğunda Rescue Ink’in hoşgörü düzeyi sıfıra iniyor. Ayrıca size bunu kanıtlamak için biraz sert davranmaktan da çekinmiyorlar. Haşin görünümlü, yufka yürekli Rescue Ink üyeleri, New York şehrindeki hayvanları kurtarmak için yasalar çerçevesinde ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

National Geographich Channel’da her salı ve çarşamba izliyorum onları. Şu günlerde tekrarlar var. Son izlediğim bölümde bir evde kontrolsüzce üreyen yüzden fazla yavru ve yetişkin kedinin olduğu ihbarını alıyor kahramanlarımız. Kedilerin tümü hasta, yeterince yiyecek ve kumları yok. Pislik içinde yaşam savaşı veriyorlar.

Rescue İnk üyeleri kedileri kurtarıp geçici bakımevine alıyorlar. Tek tek veteriner kontrolü yapılıyor. Kısırlaştırma ve tedavi süreci başlıyor.

Sonrası çok hoş. Şehre ilanlar dağıtılıyor ve şehrin uygun bir meydanına kedi standları kuruluyor ve kedi sahibi olmak isteyen bir çok insan gelip form dolduruyor, kendileri ile görüşmeler yapılıyor. Aileler ya da kişiler uygun bulunursa kedi sahiplendirilip gong vuruluyor. Resmi kayıtlar da tutuluyor.

Böylesi bir işin büyük bir titizlikle gerçekleştirilmesi ve sorunun çözülmesi büyük başarı.

Reklamlar

4 Yorum

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları

>Görsellik / Canlı Gibi Duruyorlar Öyle Değil mi?

>






DAHA FAZLASI BURADA

2 Yorum

Filed under Fotoğrafçılık

>Artık Polyvore’de Setlerimde Kendi Öğelerimi Kullanıyorum

>Bu iki fotoğrafı anımsayacaksınız; balkonumda açan begonviller ve kendi diktiğim şapkamla çantam. Bu öğeleri setlerimde kullandım. Sonuç fena olmadı.

Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Roxy accessories ile yaratıldı

Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Adam dresses ile yaratıldı

14 Yorum

Filed under Fotoğrafçılık, Giyim ve Moda

>Opera Şehre İniyor:)

>
Reklamların amacı belli. Belli hedef kitlelere en çarpıcı şekilde ulaşabilmek, akılda kalmak ve daha çok tüketmeye teşvik. Pek çok reklam da itici gelmiştir bana; çocukları kullanmaları, gelin kaynana dialogları, gerçek üstü mesajlar vermeleri gibi nedenlerle. Örneğin bir silişte ışıl ışıl parlayan fayanslar vs.

Ama bir kaç anlamlı ve güzel mesaj veren reklam da yok değil. Tema Vakfı’nın çevreci reklamları, Kardelenleri tanıtarak eğitimi yaygınlaştırmayı amaçlayan reklamlar ve son olarak zevkle izlediğim opera şehre iniyor temalı reklam.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında”Opera şehre iniyor’’ fikri üzerine kurgulanan reklam filmleri, gündelik yaşamı yansıtan sokaklarda geçiyor. Gündelik yaşamın vazgeçilmez alanlarından dolmuşlar, mahalle araları, dolmuş şöforleri ve yolcuların diyaloglarının yanı sıra simitçiler ile komşu teyzelerin yer aldığı reklamlar, gündelik yaşam ile opera arasındaki bağa işaret ediyor. Bence hoş ve anlamlı.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ

5 Yorum

Filed under Opera, Yaşamdan

>Yeni Setlerim / Farklı Zevkler İçin Farklı Tarzlar

>

Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Miu Miu shoes ile yaratıldı

Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Karen Millen bags ile yaratıldı

2 Yorum

Filed under Giyim ve Moda

>Gerçek Bir Star / Cate Blanchett

>

(Cennet Yolu) beni en çok etkileyen filmlerden biridir. Glenn Close’un unutulmaz oyunculuğu ve filmin konusu muhteşemdir. 1997 yapımı bu filmde İkinci Dünya Savaşı süresince bir Japon toplama kampında biraraya gelen farklı ülkelerden ve farklı sosyal sınıflardan bir grup kadının yaşam mücadelesi anlatılır. Esaretin yıkıcı baskısını müzikle hafifletmeye çalışan insanların direncini izlemek yüreğinizi ağzınıza getirse de hemcinslerimizle gurur duyarsınız. Esir kampında bir koro kuran İngiliz müzisyen rolündeki Glenn Close’un güçlü karakterinin önderliğinde birbirlerine destek olmaya çalışan kadınlar arasında

Pauline Collins, Francis McDormand ve Julianna Marguilies gibi önemli oyuncular yer alıyor. Bir de benim favorim olan Cate Blanchett var ki; izlediğim her filmi ile ona olan hayranlığım arttı.

Cate Blanchett Hakkında Daha Fazlası Burada

Yani burada asıl sözünü etmek istediğim Cate Blanchett. Paradise Road’da Hemşire Susan Macarthy idi ve sanki o karakter olarak doğmuş gibiydi.

Diğer filmlerde de aynı duyguyu yaşatınca oyunculuğuna hayran kaldım.

Yüzüklerin Efendisi’nde sivri kulaklı Elf Kraliçesi Galadriel

Altın Küre ve Bafta Ödüllü Elizabeth I of England’da ve The Golden Age’de, Elizabeth’di

Ama iki filmi var ki, inanılmazdı; The Aviator’da Katharine Hepburn, I’m Not There’da ise Bob Dylan olmuştu.

Cate’nin Bob’a dönüşümü:)

Ve işte Katharine Hepburn hali ile

Bu iki rol de, bir oyuncunun kariyerini yerle bir edebilecek sonuçlar verebilirdi ve pek çok star bu riski alacak cesarete sahip değildir. Sadece fiziksel benzerliği yakalamak değil, her yönü ile bu kişileri yansıtabilmek önemliydi. Cate de çok korktuğunu söylüyordu bir röportajında ama başarmıştı. Hatta Elizabeth rolü de yüksek risk taşıyordu; çünkü bu karakteri bir Avustralyalı oyuncunun başarı ile canlandırabileceğine pek ihtimal verilmiyordu, sinema çevrelerince. Bu Avustralyalı kız, şu an İngiltere’nin en tanınmış ve sevilen sinema oyuncusu.

Indiana Jones serisinin 4. filminde oynadığını söylemeyi unuttum.

İşte böyle bir oyuncu Cate Blanchett.

Cate Blanchett 1969 yılında Melbourne, Avustralya’da doğmuş. Henüz 10 yaşında iken babası Robert Blanchett kalp krizinden yaşamını yitirmiş. Bir tiyatro okulunda başladığı oyunculuk kariyerine, İngiltere’de, ülkesinde ve Hollywood’da devam etmiş. Umarım uzun yıllar devam eder.

Blanchett 1997 yılında senaryo yazarı Andrew Upton ile evlenmiş. Üç çocuk annesi ve bunca başarılı iş yaşamına rağmen önceliği hep evine ve çocuklarına vermeyi de başarmış.

6 Yorum

Filed under Sinema

>Jane ‘in Çiçeklere Olan Düşkünlüğü:)

>


2 Yorum

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları, Yaşamdan