Monthly Archives: Nisan 2011

”Güçlü Ol Kalbim” Desem de Boşuna..

Bu  acı galiba beni de  götürecek. Kaybedilen  dostun travması buz  dağının  görünen  yüzü. Daha  önce bana  bakıp  büyüten,  annem kadar sevdiğim   anneannemi,  dedemi, anneme  göre  daha  yakın  olduğum  babamı kaybettim. Hepsinin  izlerini  taşıyorum.  Hepsi  de  bende  sağaltamadığım  yaralar  açtı. Herkes  az  çok bilir   kanından  canından olan  insanların  kaybının  verdiği  acıları..

Ama  dediğim  gibi bu  sefer  yaşadığım  farklı; bu  olayda, ben  kendi  çaresizliğimi,  yalnızlığımı  ve  görünürdeki  dayanıklı ve  güçlü  karakterimin aslında  ne  kadar  naif  ve  kırılgan  olduğunu  anladım  bu insanın  ölümü  ile… Sevgisizliğin  nasıl  vurduğunu, sonuçta  benim  gibilerin  kendi  handikabında yok  oluşunu  gördüm.

Aslında  bana açılmaya  çalıştı. Defalarca  beni  çağırdı  yaşadığı sahil  kasabasına. ”Bir  kaç  günlüğüne  de  olsa  gel”  dedi. ”senin  de  çok  ihtiyacın  var,  biliyorum”  diye  seslendi ama  ben  kahrolası,  lanet  olası  görev  ve  sorumluluk  zincirimi  kıramadım. Belki gidebilseydim, şu  an, o yalnız  olmadığını  bilerek  yaşamaya  devam  edecekti,  ben  de  bu  acıyı  yaşamıyor  olacaktım.

Şimdi sözcüğün  tam  anlamı  ile  bitik  durumdayım. Aklımı  yönetemiyorum, Yaşama  isteğim  yok.

Dün  köpeği alıp parka  yürüdüm, belki biraz açılır  kendime  gelirim  diye.  Ne  var  ki  ulaşamadım  oraya.  dizlerim  tutmadı,  göz  yaşlarımı  güneş  gözlüklerinin  arkasında  saklamaya  çalıştım. Geçen  yıl  onunla  da  gitmiştik  oralara. Hatta Kaleiçi’ne  ve  son  kez  sinemaya  da  onunla  gitmiştim. Hiç  birini düşünmeye görmeye  dayanamıyorum. Birlikte  çektiğimiz fotoğraflarımız  var, yüreğim  dağlanıyor  bakamıyorum. Hatta  sevdiği  eski  bir  şarkı  vardı,
”Değdi  saçlarıma  bahar  gülleri”  dinlemeye  cesaretim  yok  ama  ezgi kulaklarımda. Dünden  beri  yine  ağlıyorum,  dayanılır  gibi  değil..Uyuyamıyorum  da… Ben  bu  travmayı  atlatamayacak  gibiyim..

2 Yorum

Filed under Ruh ve Beden Sağlığı, Yaşamdan

Ölüm Acısı!

Bugün  uyanınca  zaten  içime  doğmuştu ..

İçimde  anlatılmaz  bir  sıkıntı,  yüreğimde  tonlarca  ağırlıkla  başladım  güne.

Yetmezmiş  gibi kasvetli  bir  hava  ve  ağlayan  gökyüzü alacağım kötü  haberin belirtileriydi  sanki.

Ben  bu  acıyı daha   önce  de  yaşadım; yıllar  geçse  bile  nasıl  içten  içe  kanayan  bir  yaraya dönüştüğünü  ve  asla iyileşmeyeceğini  bilirim.

Adına  ”Ölüm Acısı ”’diyorlar.

Evet,  artık  sen  yoksun,  yaşamıyorsun.  Hasta  olduğunu  biliyordum  ama  yine  de  konduramıyordum ,  yakıştıramıyordum  sana  ölümü. Ellili  yaşların  başında,  henüz  yaşanacak  pek  çok  şey  varken,  en  olgun,  en yaşanılası  çağda  var  mıydı  böyle  şaka  yapar  gibi  çekip  gitmek?  Giderken  de  ” ben  gidiyorum,  kalanlar  ne  yaparsa  yapsın,  umurumda  değil”  demek…

İçim  acıyor,  ne  desem  hangi  sözcüklere  döksem  acımı anlatamayacağımı  biliyorum.

Ve  dilime  şu  dizeler takılıyor;  çok  sevdiğim  şair Yasemin Can’ın   dizeleri.. Sahi  sen  de  severdin  değil  mi o  şairi?

yoksun ya;
sensizlik, bir yaylı tamburdan
hicran olup akıyor yüreğime
gülüşüne takılıp kalan gözlerimden
şiir olup boşalıyor çaresizliğim

uzaklardan bir bulut
adını bilmediğim dağlara çağırıyor beni
duyuyorum..

bir deniz oluyorsun düşlerimde
dalga dalga beni saran
uyanıyorum ki;
özlemlerim bir ceset gibi
kıyılarına vurmuş,
görüyorum..

Ve  şiirin  diğer  dizeleri  karmakarışık  oluyor,  yüreğim  dayanmıyor  artık  sonuna  dek  okumaya. Bana  öyle  bir  ders  verdin  ki; var  olduğunu  sandığımız  her  şeyin  koca  bir  yalan  olduğunu  gösterdin..

İnan  acım  hiç  bitmeyecek.  İçimdeki  cam  kırıklarını  asla  çıkarıp  atamayacağım.  Buna  çaba  gösterdiğim  zaman  daha  da  kanayacak.

Çünkü  sen  yoksun. .. Umarım  gittiğin  yerlerde  huzuru  bulursun.. Toprağın  bol  olsun!

6 Yorum

Filed under Yaşamdan, İronik Yazılar

Başlangıç Sayfanız İsteğiniz Dışında Değiştirilmiş ise

Umarım  başınıza  gelmez  ama;

İnternette gezerken bir linke tıkladınız ve bilgisayarınıza spam bulaştırdınız. Bu spam, indirdiğiniz bir video, mp3, resim ve benzeri hemen hemen her türlü dosya ile bulaşabilir. Sonuçta birilerinin isteği doğrultusun da internet açılış sayfanız farklı bir url oldu. Artık internete ilk girdiğiniz de sizin tercih ettiğiniz açılış sayfasıa değil de (örn. google.com) farklı bir siteye girer oldunuz. Bu site zaten reklamlarla dolu olduğundan hemen  durumun  farkına varabilirsiniz.

İlk  aklınıza  gelen değiştirmek olacaktır, doğal  olarak   ama ne göresiniz? Araçlar > İnternet Seçenekleri kısmına geldiğinizde, açılış sayfasını değiştireceğiniz kısmın kapatılmış olduğunu farkettiniz. Hiçbir şekilde oynama yapamıyorsunuz ve orası kilitlenmiş bir durumda. İşte şimdi biraz daha kızıyorsunuz.  Öyle bile olsa açılış sayfamızı değiştirebiliriz.

Aşağıdaki yönergeleri izleyin lütfen:

Başlat menüsüne gelin,”çalıştır”a tıklatıp “regedit” yazın. Açılan pencerenin sol tarafında ki artı işaretlerine tıklayarak istediğimiz bölüme ulaşacağız. Sırasıyla artı işaretlerini takip ederek ilgili sayfaya ulaşalım.

Bilgisayarım\HKEY_CURRENT_USER\Software\Policies\Microsoft\Internet Explorer\Control Panel

Sağ tarafta ki ekranda HomePage diye adlandırılan REG_DWORD değeri bulunmalıdır. HomePage yazan kısma sağ tık “değiştir” diyerek orada ki değeri “0” olarak değiştiriyoruz. Tamam dediğimiz de kilit açılmış olacaktır. Eğer bu sayfada DWORD değeri yoksa boş alana sağ tık “yeni” > DWORD ekle diyoruz ve daha sonra ismini HomePage olarak değiştirip “0” değerini veriyoruz.

Not: Bu  uygulamayı öğrendiğim  sitenin adresini  not  almayı  unutmuşum. Bu  nedenle kaynak  belirtemiyorum. Kendilerinden  özür  diliyorum. Bu  yararlı  bilgiyi  paylaştığım için  hoşgörülü  olacaklarını umuyorum.

Yorum bırakın

Filed under Pc ve internet

Zor İnsansın Zooor!!!

Zor İnsansın Zooor !

Bu   sözü  zaman  zaman  duyar ya  da  kullanmak  zorunda  kalırız. Zor  insanın  bir  tanımı  var  mıdır?  Kişilik  özellikleriyle  ilintili olduğu  için  net  bir  tanımı  olamaz bana  göre.  Çünkü  birine  göre  katlanılması  zor  bir  insanla  bir  başkası  pek  de  zorlanmadan  geçinir  gider.  Eğer  aile, iş  ve  sosyal yaşamında  belirgin bir uyumsuzluk  varsa, o  kişinin  davranışları  sık sık  rahatsızlık  duygusu  uyandıracak kadar dikkat  çekiyorsa,  sorun  var  demektir.

Bakın  benim  zor  insanım  nasıl  bir  kişi:

Öncelikle  hemen  her  konuda  kendini  uzman  sanan, her yapılan  işi  eleştirmeyi  marifet  sanan,
Olur  da  bir  hata  yaparsa (ki  yapar  mutlaka),  bunu  kabullenmekte  zorlanan,  sürekli  kendini  temize  çıkarmaya  çalışan,
Karşısındakinin   en  küçük  bir  açığını  yakalayınca,  onu  kibarca uyarmak  yerine   zafer  kazanmış  bir  eda ile  aşağılayan,  iğneleyen,   her  fırsatta  açık  yakalamaya  çalışan,  bunu  da  dobralık ve  açık sözlülük  sanan,
Yanlış  anlama  olabileceğini  hiç düşünmeyen,
 Eğer  sosyal  konumu  muhataplarından üstünse  bunu  baskı  unsuru  olarak  kullanan,
Sürekli  olaylar  ve  kişiler  üzerinde  kontrol  oluşturmaya  çalışan,
Empati  kuramayan,
Sadece  kendini  pohpohlayanlara iyi  davranan,  bundan  vaz  geçilince  o  kişiyi  silip  atan ..
Ve  benlik  şişmesi  görünümündeki  duygularının  temelinin,  yetersizliğini  kapamaya  çalışmaktan kaynaklandığını  bilmeyen  kişidir.
Bu  kişi  ile  karşılaşınca ( ne  yazık  ki  olmadık  bir  zamanda  ve  yerde  burnumuzun  dibinde  bitiverirler) saldırganlığın  derecesi  en  alt  düzeyde  bile  olsa,  saldırgan  tavırlara emin  ve  kararlı  bir  tavırla  yanıt  veriyorum.  Bunu  yaparken  de  tartışmaya  girmek  ve  savunmacı  davranmak yerine kısa  ve  öz  olarak kendimi  ifade  ediyor,  konu ya  da  durum  hakkında  dilediği gibi  düşünmekte  özgür  olduğunu  belirtiyorum. Yani,  ” ben böyle  düşünüyorum,  sen  de  dilediğin  gibi  yorumlayabilirsin” diyorum.  Gizlice  saldıranlar  için  bir  saptamam  var; ne  kadar  geri  çekilirseniz  o  kadar  üzerinize  geliyorlar. Ortak  paydada  buluşmak  ise  neredeyse  olanaksız.  Uzak  durmakta  fayda  var..
Hiç  birimiz  kusursuz  insan  modeli  olamayız.  Şahsen  kendimde,  başkalarında  gördüğüm  zaman  rahatsız  olduğum  davranışlara  yönelme  görünce  otokontrol  uygulamak  için  çaba  sarfediyorum. Benden  bu  kadar!
Not: Akrep  aşırı  saldırganlaşırsa ve sert kayaya rastlarsa  sonunda  kendini  sokar.

2 Yorum

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Ruh ve Beden Sağlığı, Yaşamdan

Hayvanlara Yönelik İstifçilik

Bir  süre  önce  psikolojik  bir  rahatsızlık  olan istifçilikten (compulsive hoarding)  söz  etmiştim.  Bu  rahatsızlık çeşitli  boyutlarda  olabiliyor. Bugün  bu  rahatsızlığın  en  tehlikeli   halini  ele  almak istiyorum:

Hayvanlara Yönelik İstifçilik

Durumun  ne  kadar  ürkütücü  olduğunu  görmek  için  şu  videoyu  izlemelisiniz.


Belki  çevremizde  yardıma  ihtiyacı olan   bu  tür  insanlar  vardır.

Aşağıdaki  yazıyı

SOKAK HAYVANLARI-TURKISH STRAYS 

adlı web sayfasından  aldım.

Istifçilik hayvanlara yönelik şiddetin en tehlikeli halidir. Tehlikelidir çünkü hayvanseverlik kisvesi altına gizlenmistir. Istifçilerin çoğu saplantı derecesinde ölüm korkusu yaşayan hasta insanlardır. Onlar için hayvanın hangi koşullarda yaşadığı değil, sadece ölmemesi önemlidir. Adeta bir madde bağımlısı gibi hayvan toplamaktan vazgeçemezler.

Hayvan haklarının yasalarla korunduğu birçok ülkede istifcilik suçtur ve hapisten hayvan sahibi olmaktan men edilmeye kadar degişen cezalara tabidir.

Ne yazık ki Türkiye’de de istifleme davranışı çok yaygındır. Sokak hayvanlarına yönelik yaygın şiddet istiflemenin mazereti olarak kullanılıyor olsa da, zaman zaman katliamdan da beter bir iskenceye dönüşen bu davranışın artık tartışılması gerekir.

RSPCA tarafından Türkçe’ye çevrilen makaleyi aşağıda sunuyoruz.

HOARDING

Hoarding is the most dangerous form of cruelty towards animals. It is dangerous because it is concealed under the veil of animal love. Most of the hoarders are sick people who share a phobia of death. Hoarders don’t care about the quality of life of the animal, they are only obsessed about death. They are like edicts, they can not help but hoard animals.

In many countries where animal rights are under the protection of law, hoarders are sentenced to jail and forbidden to have any animals.

Unfortunately, hoarding is a common practice in Turkey. It is time for Turkish animal protection community to discuss this behavior disorder which causes suffering worst than death.

Below is the article prepared and translated to Turkish by RSPCA.

İstifçilik Üzerine Bir Makale

İhtiyaçları olan temel bakım imkânlarını sağlamaksızın aşırı sayıda hayvan edinmek anlamına gelen hayvan istifçiliği, ne yazık ki oldukça yaygın bir olgudur. Hayvan istifçileri için, çevrelerinde çok sayıda hayvan bulunması isteği, bu hayvanların düzgün bir biçimde beslenme ve uygun bir ortamda yaşama ihtiyacından önce gelir. Her ne kadar hayvanlarını çok sevdiklerini ileri sürseler de bu insanlar, hayvanların geçirdiği ciddi hastalıkları, yetersiz beslenmelerini ve çektikleri acıyı çoğunlukla görmezden gelir. Tufts Üniversitesi merkezli Hayvan İstifçiliği Araştırma Konsorsiyumu (HARC), istifçiliğin daha yaygın olarak görüldüğü ABD’de her yıl yaklaşık 250.000 hayvanın bu olgudan etkilendiğini tahmin etmektedir. Çoğu ülkede hala yanlış anlaşılan bir olgu olan hayvan istifçiliği nasıl tanımlanabilir ve buna son vermek için neler yapılabilir?

Hayvan istifçileri arasında, yorgun ve bunalmış olup durumunu kabul etmek istemeyen hayvan bakıcılarından hayvanları bilinçli olarak toplayan ve sıkıntılarına pek de aldırış etmeyen kişilere kadar çok çeşitli insanlar bulunmaktadır. Hayvanları koruma kuruluşları açısından belki de en zararlı olan vakalar, kendilerini hayvan ”kurtarıcıları” ya da ”ötenazi karşıtı barınaklar” olarak sunan istifçilerdir. Bu insanlar işe iyi niyetle başlamış olsa da kendilerini kaçınılmaz bir biçimde hayvan edinmek ve barındırmak zorunda hissettiklerinden, bu hayvanların çok kısa bir süre içinde acı çekmeye başlayacağı kesindir. Dolayısıyla, meşru ötenazi karşıtı hayvan barınaklarının saygınlığı da sıklıkla zarar görebilmektedir.

Barınak gibi faaliyet gösteren istifçilerin tespit edilmesi, geleneksel hayvan istifçilerine kıyasla genellikle daha zordur. Hayvanlarla birlikte yaşamadıkları için, komşuların veya sosyal hizmet görevlilerinin durumu hayvanları koruma kuruluşlarına bildirme ihtimali daha düşüktür. Bu istifçiler genellikle kendilerine destek sağlayan ve hatta yeni hayvanlar getirebilen bir ağa sahiptir. Resmi bir STK olarak kayıtlı bile olabilirler. Kamu ve medya, önceliğin hayvanların ihtiyaçlarına verildiği meşru barınaklarla istifçiler tarafından hayvan toplamak için kullanılan ‘barınakları” ayırt edebilmekte sıklıkla güçlük çekmektedir. İstifçiliğin ilk aşamalarında hayvanların çektiği sıkıntılara ilişkin hafif kilo kaybı, tüy dökülmesi ve parazitlerin yayılması gibi az sayıda görsel işaret olabilir, ancak HARC istifçilikten şüphe edilmesini gerektiren birkaç tipik durum tespit etmiştir:

– Hayvanlara bir yuva veya uygun bir yer bulma çabasının olmaması veya bu yönde çok az bir çaba gösterilmesi.
– Azalan bakım olanaklarına karşın sürekli olarak hayvan edinilmesi. Hayvanların hiçbir zaman geri çevrilmemesi.
– Bakım konusunda uygun personel, kaynak veya bilgi birikimi olmamasına rağmen özel ihtiyaçları olan hayvanlara (felçli, kedi lösemisi olan, aşırı derecede saldırgan) yaşam boyu mükemmel bakım sağlama iddiaları.
– Ölümcül derecede hasta hayvanların kabul edilmesi ve ötenazinin reddedilmesi.
– Barınakta kaç hayvanın kaldığının bilinmemesi.
– Ziyaretçilerin hayvanların kaldığı yerleri görmesine izin verilmesi konusunda isteksizlik.
– Hayvanları barınak tesisleri dışında bir yerde kabul etme isteği.

İstifçiler genellikle, sağladıkları koşulların sağlıksız olduğunu kabul etmekten kaçınır ve haksızlığa uğradıklarını iddia ederler. Sundukları standartların düşük olduğunu kabul etseler bile, kendi hayvanlarının bakımı konusunda sadece kendilerine güvenilebileceğini ileri sürerler. Bu güvensizlik duygusu nedeniyle istifçiler yetkililerle, diğer hayvanları koruma gruplarıyla ve hatta yardımcı olmak ve hayvanlara yeni bir ev bulmak isteyen aile üyeleriyle sık sık çatışma yaşar.

Genellikle, tek çözüm, hukuk yoluna giderek duruma müdahale edilmesini sağlamaktır. Hayvanların korunmasıyla ilgili bir kanunun olmadığı ülkelerde ise bu son derece zordur. Bir kanun olsa bile, müdahalenin ilgili hayvanlar açısından başarılı olabilmesi için, çok sayıda kurumun çaba göstermesi ve işbirliği yapması gerekmektedir. Medya, hayvanlara yaşatılan eziyetin boyutlarını genellikle tam olarak kavrayamamakta ve söz konusu bireye yöneltilen tepkinin boyutunu sorgulamaktadır. Dolayısıyla, gruplar, müdahalenin nedenleri konusunda net olmalı; istifçinin kendisine haksızlık yapıldığı yönündeki iddialarını çürütebilmek için, söz konusu istismar ve ihmal durumunu açıkça kanıtlayabilmelidir.

Aynı şekilde, istifçilerin aynı zararı tekrar vermesini önlemek için resmi kurumlarla sivil toplum kuruluşları arasında da büyük bir işbirliği gerekmektedir. Hayvanların istifçinin elinden alınması sorunu çözmemektedir; çünkü araştırmalara göre istifçiler eylemlerini tekrar etme eğilimindedir. HARC araştırmaları, ABD’de istifçilik yaptığı için suçlu bulunan kişilerin yaklaşık %60’ının aynı suçu tekrar işlediğini göstermektedir. Etkin bir uygulama için kilit konumdaki kuruluşların (örneğin hayvanları koruma kuruluşları, polis, veterinerler, sosyal hizmetler ve sağlık çalışanları) sürekli olarak izlemede bulunması gerektiği açıktır. HARC, ABD’de kurumlar arasında gerekli işbirliğinin veya izlemenin olmadığı yerlerde suç tekrar oranlarının %100’ü bulduğunu tahmin etmektedir.

En önemlisi, hayvanları koruma grupları, bir müdahale yapıldıktan sonra ciddi şekilde hasta ve asosyal olan çok sayıda hayvana nasıl bakım sağlayacakları konusunda net bir plana sahip olmalıdır (Slovenya’daki ilk büyük vaka hakkındaki makalemize bakınız). Çoğu ülkede yasalar, hayvanlara dava süresince müdahaleyi gerçekleştiren grupların bakmasını gerektirmektedir; öte yandan istifçiler, hayvanları ellerinde tutabilmek için uzun süre mücadele edebilmektedir. Dava sonuçlandıktan sonra bu hayvanların yeni bir yere yerleştirilmesi için büyük çabalar gerekmektedir. Çoğu hayvan ciddi şekilde hasta veya insanlarla iletişim kurmadığı için saldırgan olmakta, bazılarında ise yaşadıkları koşullar veya diğer hayvanların saldırıları nedeniyle davranış bozuklukları ve beslenme sorunları görülmektedir. Kurtarıcı konumundaki kişiler, pek çok hayvanın bir ailenin yanına verilmek için fazla yaşlı, zayıf veya hasta olacağı gerçeğini de dikkate almak zorundadır. Bu hayvanların acılarına son vermenin tek yolu ne yazık ki insancıl ötenazidir; ancak, Slovenya ile ilgili yazının da gösterdiği gibi, bu durum, kuruluşların hayvanların büyük çoğunluğu için yeni yuvalar bulma çabalarının önünde bir engel olmamalıdır.

Kaynak: http://www.tufts.edu/vet/cfa/hoarding/

Yorum bırakın

Filed under Doğa Bilinci, Hayvan Hakları, Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları, Ruh ve Beden Sağlığı, Sağlık

Şimdi Antalya’da Olmanın Tam Zamanı

Bugün öğleden  sonra Minik’i köpek  parkına  götürdüm. Falez  Otel’in  hemen arkasında yeni  açılan köpek  parkı  çok  güzel  bir  yer  olmuş. Dönüşte  Konyaaltı Caddesi’nde güzel  bir  yürüyüş  yaptık. Hava  muhteşemdi. Herkes  kendini sahile, kafelere  ve  parklara  atmış. Denize  girenler  bile  vardı. Gerisini fotoğraflar  anlatsın.

Fotoğrafların  üzerine  tıklayıp  orijinal  boyutlarında  görebilirsiniz.


Yorum bırakın

Filed under Antalya, Çevrecilik, Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları, Yaşamdan

”Çok Acıktım” Diyorum Size!

Yorum bırakın

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları