Kitaplarla İlgili Çocukluk Anılarım

Küçükken o da ben de birer kitap kurduyduk. Bir yaş küçüğüm olan erkek kardeşimsen söz ediyorum. Harçlıklarımızı biriktirir kitap alırdık. Henüz ilkokuldayken Jül Verne’den Aleksandr Dumas’ya, Victor Hügo’ya, Cervantes’e dek pek çok yazarı yapıtlarıyla tanıyorduk.  Ortaokulda  kitap okuma  alışkanlığını  tam  anlamı  ile  edinmiştik.  Çizgi romanlara da bayılırdık. Örneğin Ten Ten’in maceralarını okumayı çok severdik. Derken bir ara kendi yazarlarımıza merak sardık. Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal okumaya başladık. Hatta bizim yaşlardaki çocukların pek tanımadığı yazarları keşfettik. Eski İstanbul’u, Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası Anadolu’yu, Çukurova’yı ve daha pek yeri kitaplardan öğrendik. Okul başarımız da çok iyiydi. Karaalioğlu Parkı’nın girişindeki Belediye Binası’nın bir bölümü olan Şehir Kütüphanesi’ne de giderdik. O yıllarda otobüs dolmuş olmadığından evimize epeyce uzak olduğu halde yürüyerek gider gelirdik. Çok da mutlu olurduk kütüphaneye gidip oradan ödünç kitap almaktan. Kendimizi büyümüş, önemli kişiler olarak görürdük. En keyiflisi de, bir kitabı ikimiz de bitirince, kitaptaki etkilendiğimiz karakterleri, gülünç olayları anlatıp eğlenmemizdi. Hatta  kitaplarda  okuduğumuz  bize  komik  gelen  konuşmaları  günlük  yaşamımızda  kullanır,  bol  bol  gülerdik. Çok beğendiğimiz kitaplar olursa, kitap hakkında konuşma işini bir adım daha ileri götürüp, adeta bir sinema uyarlaması yapardık kendimizce. Şöyle ki, her kahramanı canlandıracak kişileri seçer, o kişiyi en iyi kimin canlandırabileceğini tartışırdık. Bu kişiler yerli yabancı sinema oyuncuları olabildiği gibi çevremizde tanıdığımız kişler de olabiliyordu ve dünyanın en tuhaf film kadroları çıkıyordu ortaya:) Örneğin Kemal Tahir’in Sağırdere’sini okuyup bayılmıştık.

Sanki  Anadolu insanını ve kitapta anlatıldığı dönemde oradaki yaşamı görüyor gibiydik. Bu romanda komik karakterler de vardı.Şunu şu kişi oynamalı diye öyle bir film kadrosu oluşturmuştuk ki, değme film yapımcıları bu kadar detaylı karakter incelemesi yapmamıştır.

Yaşar Kemal’in Ortadirek  adlı romanını  okuyunca  da öyle.  Bu  kez  Çukurova insanını tanıyıp  sevmiştik. Romandaki  karakterlere bayılmış,  bazı  replikleri  sık  sık günlük  konuşmalarımızda  kullanır olmuştuk. Bu romanda  ”Kimsecikler  alınmasın,  kimselere  değil  sözüm” diye söze  başlayıp herkesi iğneleyen, her  fırsatta insanları eleştiren  bir  nine  karakteri  vardı. Biz  de birinin  en  ufak  bir yanlışını  görünce ”kimsecikler  alınmasın,  kimseye  değil  lafım” diye  başlayıp  o  kişinin  hatasını  yüzüne  vururduk. Hatta  birinde ,  bu  sözleri  söyleyip,  birinin  ayağı  kokuyor  diye  devam  etmiştik.  Hangimizdi  söyleyen  tam  anımsamıyorum  ama  misafirlerden  biri  için  söylenmişti  ve  annem  çok  mahçup  olmuştu.” Kusura  bakmayın  çocuk  işte”  deyip  durmuştu.

Kitaplarla dolu çocukluk günlerimiz güzeldi, çok güzeldi..

Yorum bırakın

Filed under Anılar, Nostalji, Yaşamdan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s