Monthly Archives: Kasım 2011

Güle güle sonbahar!

Sonbahar

İşte yine uğurluyoruz seni. Hiç gelmeyecek gibiydin, bir de baktım ki gidiyorsun… Uzun ve sıcak yaz günleri boyunca özlendin. Duygulu ama zaman zaman hırçınlaşan bir kadına benzetirim seni. Gün batımı saçlarında hüzün vardır çoğu kez. Belki de ondandır şairlere pastoral, romantik şiirler yazdırman. Belki de ondandır içli aşk şarkılarına konu olman.Yüzyıllardır ressamların tuvallerinde yer alman. Gün doğumu ve gün batımı en çok sana yakışır. Her yeni günün, sürprizlerle doludur. Bazen gülen bir yüz olursun, bazen de asık suratınla ve yaprakların rengi ile bütünleşen büyüleyici güzelliğinle ince bir hüzün olursun. Her geçiş gibi biraz uyarıcı, biraz korkutucu anların vardır. Solgun yüzün ironik öyküler anlatır dinleyene. Kırılgan zamanlarınla, imgelerle bezeli bir şiir gibi güzelliğinle yaşanılası bir mevsimsin sonbahar. Güle güle!  Güzelliklerini yeniden yaşamak dileği ile…

Yorum bırakın

Filed under Yazdıklarımdan, Yaşamdan

İlginç Çay Fincanları

Taklitçilik eğer bir başkasının sanatını ya da görüntüsünü  arsızca kopyalama ve kendine maletme şeklindeyse itici geliyor bana.

Ama

doğayı taklit ederek bir şeyler ortaya koyma şeklinde oluyorsa ilginç ve güzel tasarımlar ortaya çıkıyor.

İşte örnekleri:

Pek kullanışlı olmasalar da görsel bir şölen bu fincanlar.

Yorum bırakın

Filed under İlginç Tasarımlar

Colette de yarışmada.

Kuzenim, Colette’in yarışmaya katılmadığını  öğrenince üzüldü ve  fotoğraflarını çekip  onu da yarışmaya soktu:)
Buradan oy verebilirsiniz
Buradan oy verebilirsiniz
Buradan oy verebilirsiniz

Yorum bırakın

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları

Tığ İşi Rengarenk Battaniye ve Sarı Yastık

Yorum bırakın

Filed under Crochet, Hobilerim

Dedemin İnsanları

Mübadele konusu hep içimi acıtmıştır. Konu ile ilgili belgeselleri izlerken empati duygum doruklara tırmanır.
Bir kaç yıl önce Fethiye’deki Kayaköy’e gitmiştim. Mübadele nedeni ile terkedilmiş Rum evlerinin olduğu köy beni çok hüzünlendirmişti. Birbirinin manzarasını kesmeyecek şekilde konumlandırılmış taş evlerde artık kimse yaşamıyor. Bir zamanlar orada canlı bir yaşam varmış.

Malum, savaş sonrası Yunanistan’la bir anlaşma yapılıyor. Oradaki Türkler buraya, buradaki Rumlar oraya gönderilmiş, yani mübadele yapılmış, sözde yeni düzenler kurulmuş.
Oysa durum öyle basit değil.
İşte bu filmde Çağan Irmak , yaşananları ve izlerini harika anlatmış..
Aradan yıllar geçmiş, 1980’lere gelinmiş, 10 yaşındaki torun dedesinden ”gâvur” diye söz edilmesini içine sindiremiyor. Dedesi gavur değil ki, yaşadığı topraklarından sökülüp alınmış sadece.

Şu an, geçen yıl Termessos’ta yol kenarında bulduğum nadide ters laleler geldi aklıma. Yola yakın oldukları için ezilip yok olacaklarını düşünerek bir kaç tanesini söküp getirmiştim. Balkonumda iyi bir yer ayarlayıp kaliteli toprakla doldurduğum saksılara dikmiştim. Sonuç mu? Biraz yaşadılar ama sonunda uyum sağlayamayıp ölüp gittiler..

Mübadele de böyle bir şey.Ne oradan gelenler ne de buradan oraya gidenler mutlu olmuşlar… Suyun öteki tarafından gelenlerin çoğuna yabancı muamelesi yapılmış..Göçmen, yabancı, yarı gavur ya da düpedüz gavur dendi onlara..

Peki, bu topraklardan Yunanistan’a giden Rumlar rahat ettiler mi?

Değişen bir şey olmamış.
Onlar da aynı sıkıntıları yaşamışlar..

Çünkü insanın öz vatanı doğduğu topraklarıdır. İsteyek ya da istemeyerek ayrılırsan gittiğin yerde ötekilerden oluyorsun..
Dedemin İnsanları bunu çok güzel anlatıyor..
Dedemininsanlarıcom burada

Filmi anlatarak izlemek isteyenlere saygısızlık yapmayacağım.
Mekanlar iyi seçilmiş. Oraları görme(tekrar) isteği uyandırdı bende. Hatta o havayı koklar gibi oldum. Oyuncular iyi seçilmiş. Kurgu iyi, gereksiz gibi görünen bir durum ya da görüntü göremedim.

Kısacası ”İyi ki izledim” dediğim filmlerden biri.. Çağan Irmak’a ve emeği geçen herkese teşekkürler..

Yorum bırakın

Filed under Sinema

Biz de Katıldık

Minik için Buraya
Jane için Buraya
Ve yine
Jane için Buraya

 Seçilirsek mamalar sokaktaki canlara gidecek. Oylarınızı bekliyoruz!

Yorum bırakın

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları

Kuyruklu Yıldızın Oğlu / Mark Twaın

Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 183521 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı, satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen.

O, 19. Yüzyıl Amerikan Edebiyatının en önemli mizah yazarı. Işıltılı zekasının ürünü ince esprileri, eşsiz hayal gücü ile edebiyat dünyasındaki  yerini aldı.

Tom Sawyer’ın Maceraları,Huckleberry Finn’in Maceraları, Adem ile Havva’nın Güncesi  gibi çok bilinen yapıtlara imza atmış.

Edebiyat tarihinde daktiloyla yazılan ilk roman Mark Twain’e aitti..(İlk kez  daktiloyla yazılan roman olarak Tom Sawyer  gösterilse de  tamamı  daktiloyla yazılan  kitabı Mississippi’de Yaşam’dır)

Önce Tom Sawyer’ın maceraları çıktı.Öksüz Sawyer’ın Mississippi boyunca geçen macerası çok sevildi. Bu akıllı, yaramaz ve macera düşkünü çocuk  yıllar sonra bile bir çok kişinin kahramanı oldu.
Özellikle bir çiti boyaması istenenTom’un bunun büyük bir iş olduğunu arkadaşlarına inandırıp, onlardan istediklerini alıp çiti boyamalarına izin vermesi her daim akıllarda kaldı.

Tom’un arkadaşı Huckleberry Finn’in maceraları ise daha sonra geldi. Kimileri bu roman için ”Amerikan edebiyatının ilk büyük yapıtıdır” der.

Tom gibi yaramaz olan Huckleberry aynı zamanda biraz daha asiydi.
Twain ile ilgili  yazılacak çok şey var. Yaşamı başlıbaşına ilginç bir öykü ama burada bu kadarından söz edebildim.

Yaşam Öyküsü ve Diğer Bilgiler Burada

Bazıları nükteli, bazıları ironik eşsiz söylemlerinden bir kaçı ile  yazımı bitiriyorum :

  • Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor.
  • Hiçkimse izlemiyormuş gibi dans et, Hiç incinmemiş gibi sev, Hiçkimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle, Dünya cennetmiş gibi yaşa.
  • Beni yarı yolda bıraktığını sanıp, o yolda koşarken nefes nefese kalanlar.. Yolun sonunda sizi bekliyorum.
  • Yarın, geride kalan hayatımızın ilk günüdür.

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat