Monthly Archives: Şubat 2012

Ne Yapıyorsun Doktor?

Bu da Bekir Coşkun’un kaleminden:
NE YAPIYORSUN DOKTOR?..

Benim sarı piknik buzluğumdan var ellerinde, hastabakıcı giysili adamlar hızla koşuyorlar merdivenlerden…

Arkalarında kameraman ordusu…

Bacaklar gidiyor…

Kollar geliyor…

*

Haberler var gazetelerde:

“Böbrek yanlış hastaya gitti…”

“Kollar karıştı…”

“Bacağı düşürdüler…”

*

Yüz takılan hasta, aynayı alıp kendi yüzüne bakamadan, medyayı içeriye doldurup Türkiye’ye gösterdiler…

Doktor, “Çok mutlu ama şimdi gülemiyor, altı ay sonra gülecek” diyordu…

Bir kız, “Yüz babamın, ondan bana kalan bir parça” diye ağlıyor kapıda…

*

Bir insana kol takıyorlar…

Ertesi gün geri alıyorlar kolu…

Kendisinin değildi zaten “kolum gitti” diyemiyor…

İkinci haber:

“Ayağını da geri aldılar…”

Ve son haber:

“Dayanamadı, öldü Şevket…”

*

O zaman bir başka kadın ağlıyor:

“O eller oğlumun elleriydi, uymadıysa çöpe atmasınlar…”

*

İnsanlar, iyi ile kötü arasına sıkışmış, kendi ellerini okşayıp, ayaklarını yoklayıp, gidip aynada kendi yüzlerine bakıp çıkmak istiyorlar karmaşık duyguların içinden…

Kader göstermesin…

Bir gün başkasının eli elinizde…

Ya da yüzünüz sizin değil…

Ağlayacaksın, dudaklar katılmıyor…

Sileceksin, yanaklar elin…

*

Önemli bir iş yapıyor aslında doktor…

İnsanlara yaşamlarını geri vermek için çabalıyor…

İnsanlığa hizmet…

Kutsal…

*

Ama böyle ilkel ve kötü görüntülerle olmak zorunda mı?..

Görgüsüzce…

Duygulara saygısız…

Özensiz…

Reyting yarışında olan televizyonlarla, reklam peşinde olan doktorların yarışı mıdır bu kollar, bacaklar, yüzler?..

Böyle midir tıp?..

******

29 Şubat 2012 – BEKİR COŞKUN

bcoskun@cumhuriyet.com.tr

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Ülkemin Halleri, Sağlık

Hacettepe’den Üzücü Haber ve Düşündürdükleri

Şu organ nakilleri konusu beni hep düşündürür. Böbrek, karaciğer hatta kalp nakli gibi hastanın başka hiç bir şansının kalmadığı durumlarda illaki yapılmalı ama diğer durumlarda çok gerekli olup olmadığını bilemiyorum. Çünkü tıp mensubu bazı dostlardan duyduğuma göre bizim bilmediğimiz pek çok bilimsel gerçek bu nakillerin ne denli riskler taşıdığını açıklıyor. Örneğin insan vücudu hatta tüm canlı organizmalar yabancı bir maddeyi ya da dokuyu dışarı atma eğilimine sahip. Yani bir yerimize bir kıymık batsa ya da bir diş kökü bile kalsa  vücut onu yabancılıyor ve  reddediyor, dışarı atmağa çalışıyor. İnsan vücudu nakledilen organları da kabullenmek istemiyor.  Her ne kadar nakiller  doku uyumu aranarak yapılsa da vücut reddetmesin diye  nakil yapılan kişi ömür boyu, reddetmeyi baskılayıcı çok ağır ilaçlar almak zorundaymış. Tabii ki bu ilaçlar  sağlıklı sistemleri de olumsuz etkileyebiliyor. Kaldı ki, son  bacak nakli olayındaki gibi  bazen  daha işin başında uyumsuzluk yaşanıyor ve  nakledilen organ geri alınmak zorunda kalınıyor. Hacettepe Üniversitesi’nden gelen acı haberi az önce duydum. Çift kol ve bacak nakli yapılan Şevket Çavdar’ın ölüm haberi çok üzücü..

Ben  bu konularda  uzman kişi ya da bilim mensubu değilim, sadece  duyduklarımı paylaşıyorum. Yine de  hayati  gereklilik yoksa  bu nakillerin yapılmaması daha  mı doğru olur? diye düşünen biriyim..Elbette  kişi her şeyi göze alıp ben daha mutlu olacağım diyorsa sözüm yok. Çünkü bir organın yokluğunu çeken bilir.
Bu konuda son sözüm şu;
yüz nakli, kol bacak nakli gibi, umutsuz durumdaki pek çok insanın yüreğini titreten, onlara umut ışığı olan nakiller, popülist yaklaşımlarla mucizevi başarılar olarak değil de gerçekçi  bir şekilde kamu oyuna  anlatılmalı. Özellikle bu  kadar  yakın tarihlerde iki farklı üniversitede bu tür nakillerin ardarda yapılıvermesi düşündürücü..  Dünyada  öncü olunması  vs. güzel de henüz birinci operasyonun sonuçları tam olarak belli olmadan ikincisini bu kadar çabuk gerçekleştirmek doğru mudur? Mesleki rekabetin kurbanı olmayı kim hakeder?

1 Yorum

Filed under Ülkemin Halleri, Sağlık

Facebook Sayfası’nın Çakma Filozofları

Facebook’ta bir sayfa edinmem diğer dostlara göre oldukça gecikmeli oldu.  Zaten blog sayfam yeterince zamanımı alıyor, bir de oraya vakit ayıramam diye hiç heveslenmedim.  Ancak, hayvansever dostlarımın (özellikle Jale  Ünsal’ın) önerisi ve birazcık da ısrarı ile  başladı Facebook maceram. Daha kolay iletişim kurarız, sokaktaki canlara yuva bulma şansımız artar diye üye oldum. Sonra aynı amaçla Twitter sayfamı da oluşturdum. Gerçekten de çok işime yaradı. Ayrıca birer ikişer, eski arkadaşlarımı, eski öğrencilerimi buldum ya da onlar beni buldular.  Ne var ki sevgili dostlar, bu Facebook alamet-i farikasında bazen bana ciddi anlamda sıkıcı gelen haller var. Özellikle arkadaş listenizi oluştururken isteğiniz dışında oluşan durumlar bunlar. Örneğin eski bir arkadaşınızdan arkadaşlık isteği geliyor, ”Aaa, ne hoş, yıllar sonra  görmüş kadar oldum” diyor seviniyorsunuz.  Ama bir de bakıyorsunuz ki o kişi ile hiç bir ortak yönünüz kalmamış. Öte yandan çok sonra tanıdığınız insanlarla aynı frekansta gayet anlamlı ve yararlı  paylaşımlarınız olabiliyor. Örneğin Nilgün Hanım’la blog arkadaşlığı olarak başlayan dostluğumuz Facebook’ta da çok güzel sürüyor. Tersi de olabiliyor; çocukken sevdiğiniz, eğlendiğiniz kişi, ülkenin başka bir köşesinde bambaşka  bir kişilik gelişimi ile hiç hazetmediğiniz tarzda bir insan olarak karşınıza çıkmış. Aman Allahım! O ne paylaşımlar.. Özellikle  cinleri tepeme toplayan o bilgece lafları her fırsatta gözümüze gözümüze sokmaları. Bir de arkadaş listenizde bunlardan bir kaç tane  varsa yandınız ki ne yanma.. Artık  gösteri yapar gibi; ”bak ben ne derin insanım, ne  güzel felsefi paylaşımlar yapıyorum!!”  havalarında aşıkların karşılıklı atışmaları şeklinde birbiri  ardınca sıralarlar  bu bilgece lafları..

Daha buna benzemez ne laflar…. Tamam Tolstoy bu bilgece lafı etmiş, güzel de söylemiş ama onun bir tek yapıtını okumadan, bilgiçlik taslama , her fırsatta  bu ve benzeri sözleri  ders verir bir eda ile durmadan paylaşma hakkını  nereden buluyorsun?

Eğer bu bilgelik abidesi insanlara diğer arkadaşların listelerinde görüp de arkadaşlık  isteği gönderen sizseniz ”ben ne yaptım!!” diye kendinize kızarsınız benim gibi.  İster istemez  düşünürsünüz; her gün  üşenmeden paylaştıkları bilgece laflarla, hayatı çözmüş, bir filozof edası ile olup bitenleri değerlendiren, sağa sola  ders veren bu insanların durumu ne?  diye. Gerçi paylaştıkları bilgece laflar asla özgün  lafları değildir. Ordan burdan aşırılmış süslü cümlelerdir.
Alın bir tane daha:


 Ne büyük laf ama değil mi!!!Ayrı yazılması gereken  -da birleşik yazılmış, ne gam..   Burada cahil muhtemelen biz oluyoruz, bu bilgece lafı paylaşan asla cahil olamaz!!!
 Genellikle de birbirlerinin yazılarını paylaşırlar. Sanmayın ki; okuduklarının haddi hesabı  yok, her bireri birer bilgi küpü, kültür abidesi ve dahası birer Konfüçyus, birer Lao Tzu  ne bileyim birer Nietsche falan .. Onları tanımazlar aslında.

Ve sonunda dayanamadım ve dün facebook sayfama şunu yazdım:
(Bir kişi dışında lehte ve aleyhte görüş belirten olmadı ama ne yapayım, cidden çok sıkıldım bu bilgece laflardan  ve yazmak zorunda kaldım.)

Yorum yaz…

Begonvilli Ev:
Nedense burayı bilgece lafları paylaşma platformu sananlar çoğunlukta. Oysa çok sıkıcı oluyor bu paylaşımlar. Kusura bakmasınlar bunu alışkanlık haline getiren arkadaşları listemden siliyorum.

Beğen · · Dün, 13:43

  • B. Coşkun bunu beğendi.
    • B. Coşkun 
      Valla süpersin İsmet Teyze… Ben daha ağır bi dil düşünüyordum ama anca bu kadar kibar anlatılırdı… Bıktık bu çakma Freudlardan… Çok meraklılarsa hayatı çözmeye Ömer Çelakıl izlesinler…

      Dün, 13:52 · Beğenmekten Vazgeç · 1
  • Yorum yaz…

Yorum bırakın

Filed under İronik Yazılar

Kedilerde Dengeli Beslenme

Sevgili kedi dostları,
son günlerde kör kedimiz İnci’nin ve tabii ki bizim de yaşadığımız olumsuzlukların nedeni büyük olasılıkla beslenme ile ilgili olduğu için bu konuyu önemle ele almamız gerektiğini düşündüm.
Konuyu bilmeyenler için kısaca özetliyeyim:
İnci’yi geçen yıl sokakta bulmuştum. Gözleri görmüyordu, bir grup kedi ile sokakta yaşamağa çalışıyordu.  Özellikle  beslenme konusunda, diğer kedilerden kalanları yiyebildiğini farkettim. Bu durumda yuva arayışına girdim ve  kedileri çok seven bir arkadaşıma sahiplendirdim. Genel bir kontrolden geçirtip aşılarını yaptırdım. Veteriner kısırlaştırılmış, hatta gözlerinin de ameliyatlı olduğunu söyledi. Yani İnci sokağa atılmış bir kediymiş. Neyse, yeni evine yerleşti,  kolayca uyum sağladı, üç gün öncesine kadar sorun yoktu ancak hastalandı. İdrar yolları ile ilgili büyük bir sorun yaşadı, büyük büyük  taşlar ve çok sayıda kum oluşumu yüzünden epeyce zor bir tedavi süreci yaşadı. Çokça kanaması vardı. Dün taburcu oldu, hala biraz kanaması var. Bundan sonra İnci’nin çok özel bir beslenme rejimi olacak.

Veterinerimiz Murat Karabayoğlu’na(Animales Veterinerlik kliniği)  ne kadar teşekkür etsek azdır.  Bilgisi, deneyimi ve ilgisi ile İnci’yi hayata döndürdü..

İşte bu sıkıntıları hiç bir kedinin ve kedisi olanların yaşamaması için beslenmelerine çok  dikkat etmemiz lazım.

Ben de bu konuda hem veterinerimizden aldığım bilgileri, hem de sağlam kaynaklardan ulaştığım bilgileri  paylaşmak istedim.

Öncelikle market mamaları kedi köpek beslenmesinde yetersiz ve sakıncalı. Dengeli beslenmeleri için  mutlaka profesyonel mama yemeleri gerekiyor. Ayrıca bolca taze ve temiz su içmeleri şart.
 Mihav.com   
adlı sitede çok  yararlı bilgiler var. Mutlaka göz atın. Aşağıda paylaştığım en temel bilgileri oradan size aktarıyorum  ancak  diğer  konulara da bakarsanız  pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz.Hepinizin kediciklerine sağlıklı güzel  günler dilerim.
 Kedilerin beslenmesi konusunda kedi dostları genellikle sıkıntı çekerler. Ama bir kedinin sağlıklı ve doğru beslenmesi için bilmemiz gerekenlerden birkaçı :

* Kedinize su yerine süt vermeyin. Süt suyun yerini tutmaz. Ayrıca anne sütü (doğal/yapay) haricinde 6 haftalık olana dek yavru kedilere sadece süt vermek onlarda kusmaya ve gelişim bozukluklarına neden olur.

* Kuru mama ile yaş mama arasında sağlık açısından bir tercih yapmak zordur. Her ikisi de sonuçta aynı kapıya çıksa da kuru mamaların aşırı tüketilme ihtimali yüksektir. Bu durumda kediler gereğinden fazla kilo alırlar. Ayrıca kuru mamalar kedilerin vücutlarındaki su miktarını da azalttığı için kedinin mutlaka bol su alması gerekir.

* Bazı kedi dostları kedilerine ilave vitamin katkısı yapmanın iyi bir şey olduğunu düşünürler ve ölçüyü kaçırmakta da beis duymazlar. Fazla olarak verilen vitamin türü katkı maddeleri fayda yerine zarara sebep olur. Ölçülü olmak en doğrusudur.

* Ağırlıklı olarak bir kediyi ciğerle beslemek doğru değildir. Böylesi bir tek yönlü beslenme kedilerde ciddi sağlık sorunları yaratabilir. Ciğer A vitamini açısından çok zengin bir yiyecek olup aşırı tüketimi halinde kedilerin kemik yapılarında lezyonlara yol açar. Aşırı ciğerle beslenen kedilerin boyun bölgelerinde kemik sorunları baş gösterebilir.

* Aynı şekilde ağırlıklı olarak bir kediyi balıkla beslemek de dengesiz bir beslenme türüdür. Aşırı balık tüketimi iştah kaybına yol açar. Beden, hastalıklara direncini kaybetmeye başlar.

* Bir kediye sıkça çiğ yumurta vermek sanıldığının aksine iyi bir şey değildir. Çiğ yumurta biotini azaltır ve kedilerde kilo kaybına, alerjiye yol açar.

* Kedilere asla yumuşak küçük kemikler verilmemelidir. Ağız tavanını kolayca delerek öldürücü rahatsızlıklara neden olabilir.

* Kediler için ideal olan çeşitli yiyeceklerden oluşan bir beslenme programıdır. Beslenmede aşırıya kaçmak ya da belli bir besine bağlı kalmak dengesiz belenmenin tehlikelerini beraberinde getirir.
Aşağıdaki çizelgeye ne derece uyabiliriz bilmiyorum ama yine de bir fikir vermesi açısından paylaşıyorum.

1 Yorum

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları

Dualarınıza ihtiyacımız var!

Geçen yıl sokakta bulup sahiplendirdiğim kör kızımızı hatırlayacaksınız. Onu çok seven bir annesi olmuştu. Adını da İnci koymuştuk.  Bir yıldır çok mutlu bir ev kedisi olmuştu. Sık sık gidip görüyordum İnci’mizi.
Sabah erkenden hastane randevum için hazırlanırken tel. geldi. İnci çok hastalanmış. Annesi ağlıyordu. Hemen veterinerimi aradım ve evinden aldırdım. Ben de hastaneye röntgen çekimlerim için gitmek zorunda kaldım. Röntgen  sıram dokuzbuçukta olduğu için eve gelip veterineri aradım. Kötü bir haber alabilirim diye yüreğim ağzımda durumu sordum. Yaşıyormuş ama ”durumu kritik” dedi.Şimdi hemen kliniğe gidiyorum.  Ne olur İnci’miz için dualarınızı esirgemeyin.

Yorum bırakın

Filed under Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları

Harika Meyve Nar

Narın en önemli özelliklerinden biri genel damar sağlığını özellikle kalbi koruması. Nar damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor.

Bu açıklamayı Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana bilim Dali Öğretim Üyesi Prof. Dr Necat Yılmaz yapmış.

Ayrıca narın modern  tıp  literatüründe yer aldığını alzheimer hastalığı ve obezite tedavisinde etkili olduğunu belirtmiş.

Zaten çok severdim, şimdi daha bir değerli oldu bu güzel meyve benim için.

Çok sevdiğim Side’nin adının anlamının da nar olduğunu biliyor muydunuz?

Zamanı geçmeden olabildiğince çok tüketelim.. Hepinize sağlıklı günler.

Yorum bırakın

Filed under Beslenme, Sağlık

Kimin Böyle Bekleyeni Var?

Bu resim ne çok şey anlatıyor öyle.. Tüylerim diken diken oldu!
Aslında çok ironik bir durum; çaresizliğin dibe vurmuş hali..

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized