Category Archives: Doğa Bilinci

Bugün Yine Kırlardaydık

Bu sabah akıllı kızım Kara’yı da alıp kırlara koştum.

Her yer yemyeşildi.

Doğa en güzel halılarını sermişti.

En güzel görüntülerden biri de çiçek açan kekik kümeleriydi.

Etrafta birbirinden ilginç bitkiler,  kır çiçekleri  vardı.

Bizim buraların meşhur kaplumbağalarını görmek beni  fazlası ile mutlu etti.

Dönüşte buğday tarlalarının yanından geçtik.  Fosfor yeşili tarlaların sarıya dönüştüğünü gördük.

Ve  mis gibi  çam havasının verdiği rahatlama ile evimize döndük..

Yorum bırakın

Filed under Antalya, Çevrecilik, Doğa Bilinci, Gezi, Uncategorized

Kır Çiçeklerinin Büyüsü

Tam da bu mevsim, doğa buralarda  tüm marifetini sergileyen bir ressam  gibi renklerini  tuvaline döküyor.

Ama ne renkler!

Eflatun, mor ve pembenin böylesine enfes bir beraberliğini  en uygun yeşil tonu ile tamamlamayı  ancak o kotarabilir. Sabah yürüyüşümüzde topladığım  bu harika kır çiçeklerinden gözlerimi alamıyorum. Bu güzelliklerin yanı başımda olması ne büyük şans. Bana öyle iyi geliyorlar ki…. Her gün bir kaç kez  yinelediğim o cümle geliyor aklıma:

Teşekkür ederim Tanrım!

Yorum bırakın

Filed under Antalya, Çevrecilik, Botanik, Doğa Bilinci, Görsellik, Gezi, Ruh ve Beden Sağlığı, Uncategorized, Yaşamdan

İlkbaharı Kırlarda Yaşamalı

Burada ilkbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz. Sabahları tatlı bir serinlikle uyanıyor, öğleye doğru  iyice ısınsak da  henüz bunalmadan yürüyüşler yapabiliyoruz. Biliyorum ki bu günler çabucak geçecek. Bir süre sonra takvim   ilkbaharı gösterse de  nem oranı git gide artarak  kavurucu sıcaklar kendini hissettirecek. İşte bu nedenle fırsat buldukça bu güzel günleri kırlarda, sevgili ormanımın  patikalarında değerlendirmek istiyorum. Buralarda bu keyfin farkında olan bir Allah’ın kulu
olmamasına hayret ediyorum. İşleri güçleri olması nedeni ile değil.. Hemen hemen her gün sabahtan akşama dek  küçük çocukları ile kapı  önlerinde  diğer komşular ile oturup bağıra çağıra sohbetler ediyorlar. Onların  da yaşam tarzı bu..



Bana gelince, günlük işlerimi planlayıp, sabah yapılması gerekenleri  halleder etmez, alıp köpek kızlarımı, ormanın kıvrımlı yollarında aşağıda göreceğiniz güzelliklerin tadını çıkarıyorum. Elbette hepsini paylaşamıyorum. Orman sarmaşıklarının, ada çaylarının, kekiklerin harika kokuları, pasroral bir şarkı gibi gelen kuş cıvıltıları, yol kenarında otlayan keçilerin  melemeleri, kelebeklerin  pür telaş etrafta uçuşmaları, sizlere ulaştıramadığım güzellikler. Yine de  renklerden bir demet sunmak istedim.

Baş rollerde  yol arkadaşım Badem

Burada  her dönemeçte ya da sapılan her patikanın sonunda fon değişiyor.  Az önce papatyalarla dolu bir yerden geçerken, birden  sarı çiçeklerin halı gibi  etrafı kapladığı bir düzlüğe gelebiliyorsunuz.

Bu yonca familyasından  yer örtücü bir bitki.

Son günlerde çok kaplumbağa görüyorum.

Badem vadiyi seyrediyor.

Aşağıda  tek tük erguvan ağaçları var.

Bu bitki bir adaçayı türü. Gezdiğim blogların birinde  bir Fransız bayanın bahçesinde peyzaj bitkisi olarak kullanıldığını gördüm. Cezayir Adaçayı olarak tanıtmış. 

Ormanda  bulduğum  vahşi orkideler.

Yine ormanda  rastladığım  yabani süsen.

Bu ağaç  ormanın eteklerindeki vadide büyümüş yabani armut ağacı. Burada Zingit diyorlar.

Aynı vadide yabani elmalar da var.


Bu günlük bizden bu kadar.  Sizlere de gönlünüzce güzellikler yaşamanızı diliyorum.

Yorum bırakın

Filed under Doğa Bilinci, Gezi, Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları, Hobilerim, Ruh ve Beden Sağlığı, Uncategorized, Yaşamdan

Tezatlar Ülkesi

Şimdi sizinle sabah yürüyüşümden kareler paylaşacağım. Eminim ”Ne muhteşem yerler!” diyeceksiniz..

 
 
 
 
Şimdi de madalyonun öteki yüzünü görelim; bu ikinci yüz benim  içimi çok acıtıyor.
 
Aşağıdaki  karelerde gördüğünüz molozlar ve çöp yığınları  yukarıdaki ağaçlıklı yolun hemen beş on metre aşağısında yer almaktadır. Hemen yanından beş hatta yedi yıldızlı otellere giden ana yol geçmektedir. Oteller de molozların neredeyse yanı başındadır. Yani ana yolun  kaldırımında yürürken başınızı sağa çevirdiğiniz zaman ağaçların arasından bu iğrenç görüntüleri görürsünüz. 
 
 
 
 
 
 
Benim kullandığım yürüyüş yolunu ve bisiklet yolunu kullanan  onlarca turist, bu görüntülere şaşkınlıkla bakıyorlar ve kınayıcı aşağılayıcı sözler sarfediyorlar. Bu sözleri duyunca utançla  uzaklaşıyorum çünkü bu durumun hiç bir savunması olamaz.
 
Kısacası dostlar, bu postu da utanarak ama bir tepki olarak  yayımlıyorum. Çünkü bu çöp yığınları ve molozlar için verdiğim dilekçeye yanıt dahi verilmedi. Üstelik yığınlar gün geçtikçe büyüyor.. Tıpkı benim üzüntüm ve utancım gibi..
 
 
 
 

Yorum bırakın

Filed under Antalya, Çevrecilik, Ülkemin Halleri, Doğa Bilinci, Yaşamdan

Mimoza Cenneti

Bizim buralar mimoza cenneti.

Sitede bu ağaç kümesi gibi görüntüler çok fazla.

Uzunca bir süre tomurcuk halindeydiler ama bu hafta tomurcuklar patladı, bu enfes görüntüler ortaya çıktı.

Böyle tek tek olanlar da var.

Bu güzel ağaçlar onlarca kuşa ev sahipliği yapıyorlar. Böylelikle hem görsel hem de işitsel bir şölen oluyor sabahları.

Biz çiçekleri dalında ve ağaçlarda sevenlerdeniz. Ancak, hava raporlarında da duymuşsunuzdur gece burada sık sık fırtına çıkıyor. Yürüyüş yolunda koca bir mimoza dalı kırılmış. Biz de kuruyup gidecek diye çiçeklerinin bir bölümünü alıp vazoya koyduk.

Hepinize bol yeşillikli ve bol çiçekli bir dünya diliyorum. Sevgiler, selamlar Begonvilli Ev’den.

2 Yorum

Filed under Antalya, Çevrecilik, Bahçecilik, Begonvilli Ev Halleri, Doğa Bilinci, Görsellik, Süs Bitkileri, Yaşamdan

İlle de Doğa!

Hayalinizdeki yaşam alanı böyle bir yer mi?

Ya da böyle bir evceğiz mi doğanın kucağında? 

Ama yukarıdaki köy evi için  ”Pek de  eski püskü, dökükmüş” derseniz;

”İkisinin ortası bir şeyler olsun  ama illa ki doğa ile iç  içe olsun” derim ben..

Samuel Becket ”Kararlı bir şekilde doğaya dönmeliyiz” demiş. Bence çok doğru söylemiş. Gün geçtikçe doğadan kopuyoruz.

Sözümona uygarlaştıkça, doğadan uzaklaştığımız gerçeğini inkar edemeyiz.

Bugün, o çok özenilen ultra modern yerleşim yerleri ile ilgili yazmak geldi içimden.

Mega kentler, doğal ortamları azaltırken beraberinde kimyasal kirlenmelerle birlikte görüntü, ses kirliliğini ve ne yazık ki psikolojik çöküntüyü de getiriyor yaşamımıza. Doğal güzelliklerin eksikliğinin farkına varıldı varılmasına ama gerçeği olmadığı için yapayı sunuluyor. Hem de astronomik rakamlarla.

Gösterişli reklamlarla tanıtılan ultra modern yerleşim birimleri, sahte gölleri, yapay korulukları ile doğal güzelliklerin imitasyonu olarak ne derece orijinallerinin yerini tutabilir? Hadi tuttu diyelim, buralara ulaşabilenler toplumun yüzde kaçıdır?

Yok, yok ben sahte dünyalar yaratılacağına, var olan doğal güzelliklerin hassasiyetle korunmasından yanayım. Emin olun, aidatını bile karşılayamayacağım o çok pahalı sitelerde hiç gözüm yok. Benim tek arzum olabildiğince doğal yaşamla iç içe olabilmek.

Örneğin oksijen terapi merkezlerinde ağzımıza burnumuza takacağımız maskelerle beş on dakika temiz hava solumak uğruna esaslı paralar harcanıyor artık kentlerde. Her sabah çam ormanlarının yanından geçip sahile dek yürürken tertemiz havayı soluyup ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum ama bir yandan da içim yanıyor; etraftaki çöp yığınlarını gördükçe…
Ve  gün geçtikçe azalan ağaç dokusunu düşünerek kahroluyorum.

Yorum bırakın

Filed under Çevrecilik, Doğa Bilinci

Yeter Artık, Kirletme!

Acımasız insanoğlu, kirleterek, yok ederek kendi sonunu da hazırlıyor!!!

Devamı aşağıdaki linklerde

http://shelf3d.com/Search/Uploaded%20by%20journeytomidway

http://youtu.be/HF_sdJA2aIo

Yorum bırakın

Filed under Çevrecilik, Doğa Bilinci