Category Archives: Edebiyat

Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)

Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler,
Gururlarını yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.

Pablo Neruda

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Şiir

Şakayık Çiçeği ve Çağrıştırdıkları

 En  çok sevdiklerimden biri.

Renkleri, zarif formları ile saksıda ya da yerde ilkbaharın en güzel çiçeklerinden biri  de şakayık bana göre..

Şakayık – Vikipedi

Her yıl bir kaç saksı satın alırım ama üretmeyi ya da  bir dahaki yıla yaşatmayı  başaramam.

Bu yıl yine deneyeceğim. Eğer bu konuda deneyimli olanınız varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.

Şakayık demişken:
http://www.youtube.com/watch?v=vnehNtzlOx0

Bir de yıllar önce okuduğum Pearl S. Buck ‘ın ünlü romanı Şakayık geldi aklıma. Çin’de yaşayan Yahudi bir ailenin Çinli hizmetçisi narin ve  tatlı kızın  platonik aşkını konu alan roman Çin’in büyülü atmosferinde yaşanan imkansız aşkı anlatan  şiir tadında bir baş yapıt.

Yorum bırakın

Filed under Bahçecilik, Bahçem, Begonvilli Ev Halleri, Edebiyat, Kitap

İsa’nın Son Gecesi

Paulo Coelho bir Leonardo da Vinci hikayesi anlatmış bir kitabında.

Kitapsever bir dostum da bana anlattı:

Kardinaller Leonardo’dan İsa’nın Son Gecesini anlatan bir tablo yapmasını isterler.  O da kabul eder.  Büyük bir zevkle tabloya başlar. Tabloda İsa’ya ve Yahuda’ya  modellik edecek insanlar aramaya başlar.  Havarileri çizer ancak  İsa’yı ve Yahuda’yı çizmek zordur.  Hz. İsa için temiz yüzlü güzel bir insan, Yahuda için de çok çirkin, suratından kötülüğü belli olan bir tip aramaktadır.  Bir süre sonra bir kilise korosunda ruhani, çok güzel bir yüz bulur ve Hz. İsa olarak resmeder. Fakat Yahuda modeli için bir türlü aradığı melanet suratı bulamaz.. Aradan beş yıl geçer. Sonunda kardinallerden tepki alır. Sanatçıyı tembellikle suçlayıp artık eserin bitirilmesini istemektedirler.  O gece meyhanelerden birinde sarhoş yüzü  çökmüş, çirkin suratlı bir adam  bulur. ”Tamam!” der. ”İşte şeytanı kötüye en yakın ifade eden surat bu” Ve adam ayılmadan Yahuda’yı çizer. Fakat resim bitmek üzereyken adam ayılır ve ”Ben bu resmi tanıyorum” der.

Leonarda da Vinci çok şaşırır:
”Nasıl tanıyorsun? Bu resmi daha önce hiç kimse görmedi ki…”

”Yok, yok tanıyorum,  biliyor musun, beş sene önce beni kilise korosunda görüp İsa diye çizmiştin”

İşte böyle dostlar..  Güzellik ve çirkinlik birbirine dönüşebiliyor.  Bunu sadece fiziksel  görünüm olarak algılamadım ben. Ne yazık ki çoğu kez de güzelden çirkine gidişin dönüşü olamıyor..

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Edebiyat / Felsefe, Resim Sanatı

Kuyruklu Yıldızın Oğlu / Mark Twaın

Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 183521 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı, satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen.

O, 19. Yüzyıl Amerikan Edebiyatının en önemli mizah yazarı. Işıltılı zekasının ürünü ince esprileri, eşsiz hayal gücü ile edebiyat dünyasındaki  yerini aldı.

Tom Sawyer’ın Maceraları,Huckleberry Finn’in Maceraları, Adem ile Havva’nın Güncesi  gibi çok bilinen yapıtlara imza atmış.

Edebiyat tarihinde daktiloyla yazılan ilk roman Mark Twain’e aitti..(İlk kez  daktiloyla yazılan roman olarak Tom Sawyer  gösterilse de  tamamı  daktiloyla yazılan  kitabı Mississippi’de Yaşam’dır)

Önce Tom Sawyer’ın maceraları çıktı.Öksüz Sawyer’ın Mississippi boyunca geçen macerası çok sevildi. Bu akıllı, yaramaz ve macera düşkünü çocuk  yıllar sonra bile bir çok kişinin kahramanı oldu.
Özellikle bir çiti boyaması istenenTom’un bunun büyük bir iş olduğunu arkadaşlarına inandırıp, onlardan istediklerini alıp çiti boyamalarına izin vermesi her daim akıllarda kaldı.

Tom’un arkadaşı Huckleberry Finn’in maceraları ise daha sonra geldi. Kimileri bu roman için ”Amerikan edebiyatının ilk büyük yapıtıdır” der.

Tom gibi yaramaz olan Huckleberry aynı zamanda biraz daha asiydi.
Twain ile ilgili  yazılacak çok şey var. Yaşamı başlıbaşına ilginç bir öykü ama burada bu kadarından söz edebildim.

Yaşam Öyküsü ve Diğer Bilgiler Burada

Bazıları nükteli, bazıları ironik eşsiz söylemlerinden bir kaçı ile  yazımı bitiriyorum :

  • Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor.
  • Hiçkimse izlemiyormuş gibi dans et, Hiç incinmemiş gibi sev, Hiçkimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle, Dünya cennetmiş gibi yaşa.
  • Beni yarı yolda bıraktığını sanıp, o yolda koşarken nefes nefese kalanlar.. Yolun sonunda sizi bekliyorum.
  • Yarın, geride kalan hayatımızın ilk günüdür.

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat

Bir Garip Orhan Veli

 

 

Bugün Orhan Veli’nin ölüm yıl dönümü. 61 Yıl önce kaybettik O’nu. Henüz 36 yaşındaydı ve İstanbul aşığıydı..

 

Konuştuğu gibi, anlaşılır yazdığı için o dönemlerde yadırganmış, bazı edebiyatçılar tarafından eleştirilmiş.

 

Türk edebiyatında “Birinci Yeni” diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirde parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıkmış. Sokaktaki insanı ön plana çıkarmış. Biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline gelmiş onun şiirlerinde. Duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermiş. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalışan bir şair .. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çevirileri var. Tüm bunları kısacık yaşamına sığdırmış Üstad.

Hiç kuşkusuz akla gelen ilk şiiri ”İstanbul’u Dinliyorum” dur ama her şiiri, her dizesi yaşamın ta kendisidir. Toprağı bol olsun!

 


Şiirlerini Dinle

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Yazın Dünyası, Şiir

Aşk Asla Pişmanlık Duymamaktır! / Erich Segal

Bu iddialı söz Segal’e ait.

Hani şu dünyanın belki de en iyi aşk romanı olan Aşk Hikayesi’nin yazarı Erich Segal.

O, herkesin saygı duyduğu bir edebiyat profesörüydü.  Basmakalıp bir öykü anlattığı söylenerek çok eleştirildi.

Segal ise sadece ”aşk asla pişmanlık duymamaktır”dedi.

Aşk Hikayesi kimsenin hatta yazarı Erich Segal’in bile anlayamadığı şekilde ortalığı allak bullak etti..

Dünyaya bir hastalık sonucu veda etmek, gençlere (hatta yaşlılar) Napalm bombaları, uçaksavar mermileri veya Rambo bıçaklarıyla ölmekten çok daha romantik geliyordu. Çünkü işin içinde aşk vardı.

Love Story New York Times’ın en çok satanlar listesinde tam kırk bir hafta birinci sırada kaldı..

Erich Segal daha sonra Sınıf, Doktorlar,Sadakat anlaşması, Ödüller ve Aşk Hikayesi’nin devamı niteliğindeki Oliver’in hikayesi’ni de yazdı. Hiç biri Aşk Hikayesi’nin başarısına ulaşamadı.

Ya  film  ve unutulmaz  şarkıya ne demeli?  Hadi onları da devam yazımızda anlatalım. sevgili okuyucum sıkılmasın..

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Kitap, Sinema, Yazın Dünyası

Şiir / Aragon / Seni Seviyorum Elsa


Siyah Klavye adlı blog  sayfasının  yazarı Sevgili Arkadaşım bugün  Elsa ile Aragon’un  büyük  aşklarını  anlatmış.

Yüreğimde  bir  sızlama  ile  okudum  yazıyı.  Huzurlu  ve  mutlu  iki yaşlı  insan  resmine  takılıp  kaldı  gözlerim..Kim bilir  kimler böylesine  büyük  bir  aşkın benzerini  yaşadığını  düşünüp   birlikte  yaşlanmayı  hayal  ederken ayrı  düştüler  .. Ya  da  kavuşamadan ayrıldılar.. Belki  de  hastalıklar,  ölümler  ayırdı bazılarını…

Elsa  ile  Aragon  şanslı  insanlarmış.  Okumaya  doyamadığım muhteşem  şiiri geldi  aklıma.  Hani  şu  şairin ”Mutlu aşk  yoktur” dediği  şiir..

Ama  onu  değil  bir  başka  şiirini paylaşacağım.  Aşkın  en  nazenin  hali  var  bu  şiirin  dizelerinde..”Geçen  günler  incinmesin”  diyecek  kadar  nazenin…. Bu  incelik  yüreğime  dokunuyor,  belki  başka  yüreklere  de  dokunur…..

ELSA SENİ SEVİYORUM

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Seninle bütün bir mevsim ne güzeldi
O yaz kitaplardaki kadar öyle güzeldi
Manastır ormanında seni mutlu ettiğimi sandım
Toulon rıhtımında akşamın rengine kandım
İster bana budala ister çılgının teki de
Mutluluk nedir ki umutlar çekip gidince

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Geçen yıl yapraklar solarken şarkı söylüyordum
Veda ederken bile bir gün görürüm diyordum
Ölenler dünyaya yeniden geleceğini sanır
Tatlı sözlere kananlar ergeç aldanır
Gözlerime bak hele orda nice güzelsin
Yüreğimi çılgınlıklarımı duymuyor musun

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Solgun bir piyaniste benzeyen güneş bak işte
Hep aynı sözleri aynı şarkıyı söylemede
O tehditten uzak günleri sevgili anımsa
Ne mutluyduk ikimiz evimizde Montparnasse’da
Artık yaşam karadüzen sürüp gidecek
Soğuk Akşam oldu şimdiden Tekliyor yürek

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Pörsümüş bir yonca gibi sana sunduğumda hani
Ne sevmiştin bu şarkıyı üzgün sesini
O gün bu gün el değmemiş uyuyordu bende
Unutulmuş çekmeceden şimdi çıkardım işte
Hiç değilse sevdiğin bir şey buldum diye avundum
Elsa’m halden anlamazım seni nasıl seviyorum

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Billur bir şarkıdır bu seni mırıldanıyor
Söylediğim her sözcük boşuna değil diyor
Gün gelir sözcükler de dönüşür gözyaşına
Gün gelir sözcükler de büyü’dür tek başına
Sevgilim çarpıp duran şu pancuru kapatalım
Yağmur damlasının sesiyle biz bize kalalım

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Türkçesi: Erdoğan ALKAN

2 Yorum

Filed under Edebiyat, Şiir