Category Archives: Sağlık

Kafkaslardan Gelen Sağlık İksiri: Kefir

Bilmeyen yoktur.. Yine de kısaca anlatayım:

18. Yüzyıla dayanan bir tarihçesi var. Kafkasya’dan tüm dünyaya yayılmış. Kafkas bir aile bir sır gibi uzun yıllar saklamış ama Rus Sağlıkçılar Derneği bu  harika ürünün peşine düşüp sonunda kefir mayasına ulaşmışlar. Filmlere konu olabilecek  bir öyküsü var; merak edene burada (Tık)

Düzenli olarak tüketmek gerekiyor. İşte o zaman mucize başlıyor. Bağışıklık sistemini onarıp güçlendiriyor.Kemikler, saçlar, cilt vs. harika oluyor. Bir zindelik, bir aktif olma isteği, sormayın.. Özellikle  yaşlılara ve çocuklara çok yararlı. Yıllar, yıllar  önce yapmıştım. Eşim çok ağır bir kortizon tedavisi görüyordu. Bu ilacın yan etkilerinden korunması için  tavsiye edilmişti. Gerçekten  çok yararını görmüştük.

Marketlerde görüyoruz son yıllarda. Ancak her bi şeyin ev yapımına pek meraklı olan ben  evde kefir yapmaya karar verdim. Evet, başardım. Ev yapımı yoğurt kıvamında, hafif ekşi, azıcık köpüklü bir içecek. İçecek diyorum, tüketim şekli bu.

 

Evde kefir  yapabilmek için öncelikle  kaliteli bir  kefir mayasına ihtiyacınız var.  Ben mayamı  güvenilir bir sanal marketten getirttim. Maya haşlanmış karnabahar görünümünde. Bir de taze ve doğal süte ihtiyacımız var. Kaynatıp soğutularak oda sıcaklığına  getirilmiş sütü, tercihen kaymağını alarak, metal olmayan bir kapta maya ile buluşturuyorsunuz. Ben toprak güveç kabında yapıyorum. Cam, porselen, pyrex olabilir. Mayalama işleminin püf noktası mayayı asla kaşıkla temas ettirmeyin.Tahta kaşıkla  kaba bırakıp süt ekleyin. Sonra bir tülbentle ya da kağıt havlu ile  üstünü örtüyoruz. Yoğurt mayalar gibi sarmak sarmalamak yok! Oda sıcaklığında bırakıp mayalanmasını bekleyin. İklim farklılıklarından  dolayı  bu süre  değişebilir. Benim ilk kefirim iki günde mayalandı. Ertesi gün ve sonrasında bir günde mayalanma  gerçekleşti.

Bir dahaki sefere işlem yapmak için mayayı kefirden  plastik bir süzgeç  yardımı ile, hafifçe sallayarak ayırıyoruz. Sonra  maya taneciklerini temiz, kireçsiz sudan geçirip iyice süzüyoruz. Artık tekrar mayalama işlemine geçebiliriz. Zamanla maya taneleri çoğalıyor.  İşte o zaman  eşe dosta verebilirsiniz.

Sayfamıza biraz renk olsun!

Gelincikler bahçemden.  Aklınızda olsun; tomurcuk olarak  toplayıp ıslatınca böyle kıvır kıvır ve çok baskın renkli  açıyorlar. Vazoda daha çok dayanıyorlar.

 

Yorum bırakın

Filed under Mutfağımdan, Ruh ve Beden Sağlığı, Sağlık, Sağlıklı Beslenme, Uncategorized

(Meğer) Seçimlerimiz(miş!!!)

Son zamanlarda yaşadığım  sağlık sorunları nedeni ile oldukça zor günler geçirdim..

Bu süreçte pek çok dostun moral desteği ve deneyimlerini paylaşmaları bana gerçekten iyi geldi.  Bu paylaşımlar  bazen  bir kaç cümle ile  oldu, bazen de sayfalar  dolusu idi.

Ayrı ayrı yanıt yazamadım ama tümü de benim için çok anlamlı, çok güzeldi..

Yalnız bir mektup vardı ki, yalnızca kendime saklayamazdım. Çünkü bana verilen ip uçları belki pek çok insanın da işine yarayabilecek türdendi. Eski bir arkadaşım bir zamanlar okuduğu ama ne yazık ki yazarını ve adını anımsayamadığı bir kitaptan söz ediyordu. Bu kitapta anlatılanlardan aklında kalanlara kendi düşünce ve deneyimlerini de katarak, bana uyarlayıp bir şeyler yazmıştı.  Kendisinin de iznini alarak sizlerle paylaşmak istedim. Bu bir bilimsel makale  değil. Sizlere mantıklı gelebilir, gelmeyebilir de.. Çünkü bazı ifadeler biraz rahatsız edici geldi bana ama dikkatli okuyunca  kötü bir anlam taşımadığını anlıyorsunuz. Örneğin: ”Hasta insanlara lüzumundan fazla ilgi göstermeyin!”sözü.. Görüldüğü gibi,”ilgi göstermeyin” denmiyor, lüzumundan fazla ilgi göstermeyin deniyor.
Okuyun ve değerlendirin. Belki de yaşamınıza olumlu bir katkısı olabilir…

Benim için  zaman ayırıp bu satırları yazan kadim dostuma teşekkür ediyorum..

İşte bana gönderilen yazı:

Pek çok ipucu vardı ama ben bir kör
gibi göremedim..
İpuçları birikti ve çoğaldı ve ben
hala anlamadım gerçeği. Ancak düşünce gücü ile ilgili bir kitap okuyunca farkındalığım arttı..
Derken öyle bir dank etti ki, bizzat
kendi yaşadıklarım ve yakından tanığı olduğum olaylar gösteriyordu; biz insanlar
düşüncelerimiz yolu ile başımıza gelen pek çok şeyin  ve  durumun
oluşturucularıyız.
Hoşnut olmadığımız durumları bile
bir şekilde (bilinçli ya da bilinçsiz) seçen bizleriz. Elbette kötü ve sıkıntı
veren durumları isteyerek, bilerek seçmiyoruz. Zayıflıklarımızla, en çok da
çevremizdeki insanların ve koşulların yönlendirmeleri ile, gerek kabullenme gerekse biçilen
role uygun hissetme ya da davranma şeklinde oluyor seçimlerimiz. İnanması güç
ve mantıksız gibi görünse de yaşamımızdaki  iyiliklerin, kötülüklerin,
mutlulukların, acıların, hatta hastalıkların  pek çoğu bizim seçimimiz. Biz bu seçimleri çoğu
kez bilinçsizce yapıyoruz. Beyin denilen muhteşem organa bir şekilde hepsini
düşünceler yolu ile kaydedip, ne zaman ve nasıl kaydettiğimizi bile bilmeden duygusal
tepkimelerle, hissetme yolu ile harekete geçiriyoruz. Çok kabaca ifade ettiğim gibi,
kayıt ve tepkimeler zinciri olarak yaşamımıza dolduruyoruz tercihlerimizi ve ne
yazık ki biz hiç birini, nasıl yönlendirdiğimizi bilmeden sadece süreçlere ve sonuçlara katlanarak yaşamımızı sürdürüyoruz.
Mademki başımıza gelenler bizim
seçimimiz, seçimlerimizi doğru yapmayı öğrenmek mümkün müdür? Evet mümkündür. Hem
de bunu başarmak sanıldığı gibi karmaşık ve zor değil. Beynimiz yani o mükemmel
güç bizim emrimizde aslında. Bu Tanrı’nın en büyük lütfu insanoğluna. Onu
kullanabilme bilinci biz insanlara kalmış. Seçimlerimizi yani tercihlerimizi
doğru yapmalıyız. Bunu sadece sözlerle ifade etmek bile işe yarayabilir ama
asıl önemlisi ve doğrusu seçimlerimizi sık sık olumlamalar yolu ile kendimize, beynimize telkin etmemiz. En basit  aynı zamanda en çarpıcı ve yaşamımızı en çok etkileyen bir
örneği ele alalım: Hastalıklarımız.
  Okuduğum kitapta şöyle  bir şeyler  yazıyordu:
”Örneğin; bir rahatsızlığınız var.
Muhtemelen vaktiyle bu hastalığı birilerinden bir yerlerden duydunuz ya da
böyle bir hastalık durumunu düşündünüz. Yıllar yıllar önce ufacık bir ağrıyı,
sızıyı vs aynen şimdiki haliniz gibi kurguladınız, böyle bir hastalığa
yakalanabileceğiniz aklınıza geldi. Ama bunu hatırlamıyor bile olabilirsiniz. (Senin
kollarındaki ve ellerindeki şu an var olan rahatsızlık gibi..)  İşte yıllar
önceki bu düşüncelerinizle hastalık seçimimizi yapmış oluyorsunuz. Sakın
”hastalığı kim seçer, kim hasta olmayı tercih eder?” demeyin. İnsanoğlu çok
karmaşık bir varlık. Farkına bile varmadan, ödümüz kopsa bile bazı durumları
kendimize yakıştırabiliyoruz.. Bunun nedenleri pek çok..”

 Başta kendimle ilgili olmak
üzere, bunun böyle olduğunu kanıtlayan pek çok durum ve bu durumu yaşayan kişi
tanıyorum.. O halde içinde bulunduğumuz andan başlayarak hastalık ve  sıkıntıları düşünmekten, kendimize
yakıştırmaktan  vazgeçeceğiz.
Şimdi asıl konuya gelelim, bu zarar
veren seçimlerimizden nasıl kurtulacağız? Beynimizi temiz tutup eğiterek. Hiç
bir temizlik eylemi kendiliğinden olmaz, bunun için enerji ve zaman
harcayacağız ama sonuç mükemmel olacak!

”Kendinize bir bakın, ufak bir
rahatsızlığınız varsa bile bunu ifade etmeniz gerekince, örneğin, bir
yakınınız, eşiniz, arkadaşınız,  ”şimdi nasılsın?” dediği zaman, ”çok
fenayım, iyi hissetmiyorum, halim yok!” diyorsanız işiniz zor. Hastalığınız
iyileşme sürecine girdiyse bile beyninize aksini iddia ediyor, onu iyileşmeniz
için çabalatmak yerine duraksatıyorsunuz demektir. Bu söylediğim ufak
rahatsızlıklar için böyle ama ufak rahatsızlıklar büyüklere dönüşebilir. ”Dur!”
demeyi seçin!!”

Şimdi daha basitleştirelim durumu:
Hastalıkları düşünceler yolu ile
davet etme!
Sohbetlerde hastalık konularına hiç
girme, hastalığı hatırlatan uyaranlardan kaç.
Bir hastalığı asla kendine
yakıştırma.
Hasta insanlara lüzumundan fazla
ilgi gösterme.
Ortaya çıkan rahatsızlıkları
dramatize etme, gerekiyorsa, bilimsel yollara baş vur.
Hastalığını ve şikayetlerini sık sık
dile getirme, hatta hiç dile getirme, bir sıkıntın varsa git doktora anlat.
O an için olumlu hissettiğin
durumları değerlendir, olumsuzlukları olabildiğince düşünme
En iyi durumları, rahatlatıcı
pozisyonları bul ve uygula, yapmayı sevdiğin, yapabildiğin işlere yönel. ” Yapamıyorum
hastayım” bahanesine sığınma.. Dürüstçe, ”aslında şu işi şu an yapabilecek
durumdayım ama canım istemiyor” diye gerçekle yüzleş.
Sabah, akşam ve ne zaman içinden
gelirse olumlamalarını yap, yani kendinle, beyninle, yüreğinle konuş.
Örneğin
senin olumlamaların şöyle olabilir: Elbette sen bunları dilediğin gibi değiştirebilir ya da başka olumlamalar ekleyebilirsin.

Allah’ım,
şükürler olsun ki durumumu biliyorum..
İstemeden
de olsa davet ettiğim, istemeden de olsa kendime yakıştırıp yaşamıma soktuğum
tüm musibetleri, hastalıkları, ağrıyı, sızıyı, düşünceleri yaşamımda,
yakınımda, beynimde, bedenimde istemiyorum. Hiç birini kendime yakıştırmıyorum.
Örneğin
şu an ve sonrasında güzel güzel nefes alıp, içimin huzurla, mutlulukla dolup
taşmasını seçiyorum..
Şu
an ve sonrasında sağlıklı olmayı seçiyorum.
Ellerimdeki
ağrıların, uyuşmaların, isteğim dışında da olsa benim davetimle geldiğini kabul
edip bu sıkıntıların artık beni terketmesini seçiyorum.
Beynime
bunları hissetmesi telkinini verdiğim için kendimden ve beynimden özür diliyor,
şu an ve sonrasında kesinlikle ağrısız, sızısız, uyuşmasız olmayı seçiyorum..
Ben
bu akşam ve bu gece dünden çok daha rahat uyumayı, hiç bir ağrıyı ve o kötü
karıncalanmaları hissetmemeyi seçiyorum. Bunları istemeden de olsa yaşamıma
soktuğum için pişmanım. Artık defolup gitmelerini seçiyorum..
Vücudumun
hala çok iyi durumda olduğunu biliyorum ve tüm organlarımın gayet iyi
çalışmalarını istiyor ve seçiyorum. Zaman zaman istemeden de olsa onların
düzgün çalışmasına engel olan düşüncelerimi uzaklaştırmayı seçiyorum. Evet kararlıyım; daha sağlıklı olmayı seçiyorum..
Ben
bu akşam ve sonrasında daha enerji dolu, daha canlı, daha keyifli bir insan
olmayı seçiyorum. Bu seçimimle çok daha kaliteli bir uykuyu hak edeceğimi
biliyorum ve zaten öyle uyumayı seçiyorum..
Ben
bu akşam ve sonrasında bedenimin ruhumun beynimin daha temiz, daha ferah olmasını seçiyorum. Bunun
için gerekeni yapacağım.
Ben
bu anda ve sonrasında zihnimin daha berrak, daha dingin olmasını
seçiyorum..
Ben bu gün ve
sonrasında daha taze, daha güzel, ışık saçan bir kadın olmayı seçiyorum.. 
Midemi
lüzumsuz yiyeceklerle doldurmadan sağlıklı beslenmeyi seçiyorum..
Ben şu an ve
sonrasında sakin, hoş görülü bir insan olmayı seçiyorum. Daha çok gülümsemeyi
seçiyorum..
Ben şu an ve
sonrasında kültürlü, akıllı bir insan olmayı seçiyorum. Kesinlikle bunu hak
ediyorum.
Ben bu akşam ve
sonrasında çok hoş sürprizler yaşamayı seçiyorum..Hayvanların ve iyi insanların
mutlu yaşamalarını seçiyorum..
Ben şu an ve
sonrasında etrafımda, evimde, bahçemde, yanı başımda hep güzellikler olmasını
seçiyorum. Kötülükleri, hastalıkları, kötü insanları, kötü düşünceleri kovuyor,
onlardan çok uzak olmayı seçiyorum.
Ben şu an ve
sonrasında bolluğu, bereketi, sağlığı güzelliği, huzuru, iyiliği seçiyorum. Bunların
aksi durumları hayatımdan kesinlikle kovuyorum..
Ben şu an ve
sonrasında kendimi ve iyi olan her şeyi sevmeyi seçiyorum. 
Ben bu seçimimi zaten hak ediyorum..
Beni bu bilinç
düzeyine ulaştıran Tanrı’ma şükürler olsun!!!




Not: Sevgili Ella’mın  verdiği linkteki videoyu mutlaka izlemelisiniz. Teşekkürler Ella’cım.
http://www.youtube.com/watch?v=Ij_ZPkKmhek


Yorum bırakın

Filed under Sağlık, Yaşamdan

Yürekten Teşekkürler!

Zarif yorumları ile bana moral desteği veren tüm dostlara  en içten teşekkürlerimi gönderiyorum.

Yavaş yavaş iyileşmekte  olduğumu bilmeniz için bu satırları yazıyorum. Ne yazık ki elerimi fazla kullanamıyorum. Aslında anlatmak istediğim pek çok şey var. Sizlere ayrı ayrı yorum ve teşekkür mesajları yazamadığım için üzgünüm. Hepinize sevgiler, selamlar.

2 Yorum

Filed under Begonvilli Ev Halleri, Sağlık

Ellerim ve Kolum

Başım dertte sevgli dostlar,
 Uzunca bir süre sizlerden uzak kalacağım..
Merak edenler olur diye bu yazıyı zorlukla yazıyorum. Daha da önemlisi sizlerin de  başına gelebilir diye kaygılandığımdan,  uyarmak istiyorum.. Takipçilerim olan sizler de üretmeyi seven insanlarsınız. Aman dikkatli olun! Ellerinizi, kollarınızı zorlamayın ve bu rahatsızlıklarla ilgili  bilgi edinin!
Artık dayanılmaz hale geldiğiden dün yeniden dr.a gittim. EMG yapıldı..
Durum korkunç.   Sağ el çok kötü, sol eldeki sorun  da tahamül edilebilecek değerlerin üstünde çıktı.
Hastalığımın adı Carpal tunnel ve Cubital tunnel sendromları. Pazartesi diğer eve geçip annemin bakımı eşliğinde  yoğun bir fizik ted. sürecine gireceğim. İki elimde de atel var, hiç çıkarmamam gerekiyor.  Aslında ameliyatlık bir durum ama doktorlarım operasyon sonucundan emin olamadıkları için dört beş ay ellerimi hiç kullanmadan tedavi olmamı uygun  gördüler. Durum bu.. Çekeceğim sıkıntılar bir yana Minik Jane ve Colette’im  yeniden  apartman dairesine hapsolacaklar  diye kederliyim.  Biber’im ise hiç apartmanda yaşamadı, onu  komşuma emanet edeceğim. Tabii ki çok özleyeceğim.
Benim için dua edin sevgili dostlar;  çünkü buna ihtiyacım var. Ben de tüm  hastalara ve ağrısı acısı olanlara  acil şifalar diliyorum..  Sizlerle tekrar birlikte olmak umudu ile sevgiler, selamlar..Not: İçten ve son derce nazik yorumlarınız bana moral veriyor. Tek tek yanıt yazamadığım için bağışlayın lütfen!

5 Yorum

Filed under Ruh ve Beden Sağlığı, Sağlık, Yaşamdan

Yeşil çay nasıl demlenir?

Yeşil çayın yararlarını duymuşsunuzdur. Eğer duymamışsanız ya da ilgilenmemişseniz bir göz atın :

Yeşil çay – Vikipedi

Elbette her şeyin fazlası zararlı. Yeşil çayın da.. İçerdiği yüksek kafeini göz önünde bulundurarak tüketmeli.

Gelelim asıl konuya; yeşil çay nasıl demlenir?

Bu güne dek bir kaç kez tek içimlik poşetlerdeki  yeşil çayı tüketmiştim ancak pek de  sevememiştim. İşte bu nedenle demleme yeşil çay yapmaya  karar verdim. Çayı  satın aldığım aktar  bu konularda oldukça  bilgili.  Bana şu tarifi verdi. Uyguladım, fena  olmadı.

1 fincan için 1 çay kaşığı dolusu yeşil çay hesabı ile yeteri kadar çay.
1 çubuk tarçın
sekiz on  tane karanfil

Suyu kaynatıp altını kapayın ve beş dakika soğumasını bekleyin. Çünkü ideal demleme sıcaklığı  kaynamakta olan su değil 80 derecedeki su.

Demliğe çayı, tarçını ve karanfilleri koyup çaya uygun miktarda sıcak su ilave edin.

Altı dakika demleyin. Üç dakika  diyenler de var ama bana altı dakika tavsiye edildi. Süzerek çayınızı içebilirsiniz. Şeker tavsiye edilmiyor, ancak  bal ve limonla lezzetlendirebilirsiniz.

Demlikte  kalan çaylar ve diğer malzeme  üç kez  demlenebiliyormuş. Ancak yeniden demlemelerde demlenme süresini üçer dakika daha uzun tutmanız gerekiyormuş.

Afiyet olsun!

Yorum bırakın

Filed under Mutfağımdan, Sağlık

Bir bu eksikti! Karpal Tünel Sendromu

Birinci aşama: Özellikle sağ elde, karıncalanma, uyuşma, parmak eklemlerinde tutukluk duygusu.

İkinci aşama: Uyuşmaların gece uyandıracak kadar artması, baş parmağı, işaret parmağı ve orta parmağı ve yüzük parmağının yarısını kapsayan his kaybı.

Üçüncü aşama: Elinizi kullanamaz hale gelme..

İşte durum bu dostlar. Hastalığın adı: Karpal tünel sendromu.

Nedenleri de fazlaca ev işi yapmak ya da el ile uğraşı gerektiren işler. Ev hanımlarında, kasaplarda, ressamlarda görülüyormuş. Özellikle örgü ve tığ işi yapan hanımlar, klavye kullananlar bu hastalığa yakalanıyor. Ben ikinci aşamadayım. Doktorum elimi asla zorlamamam gerektiğini, sık sık dinlendirmek zorunda olduğumu, koruyucu bir aparat takmamı ve en önemlisi de el işlerini bırakmam, klavye kullanımını çok aza indirmem gerektiğini söyledi. Aksi takdirde bileğimden operasyon geçirmek zorunda kalacağım.

Buradan paylaşıyorum ki, ellerinizdeki uyuşmaları önemseyin. Zaman geçirmeden bir beyin cerrahına görünüp EMG çektirin. yoksa kalıcı hasarlar bırakan ciddi bir hastalık bu.
Daha fazlası:

Ellerde uyuşma nedenleri | Ellerde uyuşma

Yorum bırakın

Filed under Sağlık

Stresle Başedebilmek

 Bakın stres en çok nereleri vuruyormuş?

Yaşamı boyunca stresle tanışmayan var mıdır sizce? Stres sözcüğünün yaygın anlamı, bizi üzen, yıpratan, utandıran, geren, kaygılandıran, korkutan dolayısı ile yaşam kalitemizi düşürüp sağlığımızı olumsuz etkileyen durumların oluşturduğu duygular kompleksi olduğuna göre onunla tanışmayan insanın algılama ve bilinç düzeyinin sıfır olması gerekir. Hatta hayvanların ve bitkilerin de stres yaşadığı bilimsel bir gerçek. Özellikle bu konuda hayvanlarla ilgili pek çok gözlemim var. Kısacası stres her canlının yaşam sürecinde çeşitli boyutlarda yer alıyor. İnsanoğlu, algılama yönünden daha donanımlı olduğundan var oluşundan beri her insan az ya da çok mutlaka stresten nasibini  almıştır. Onunla baş edebilme yeteneği ve gücü ise kişiden kişiye değişebilir. Günümüzün kent yaşamında, eğitim düzeyi yüksek olan kesimlerde stresle başedebilme konusu oldukça önemsenir oldu. Hal böyle olunca bu konu ile ilgili meslek alanları da çoğaldı, yaygınlaştı.  Yaşam koçluğu, yoga eğitmenliği, psikiyatristlik  gibi meslekler daha sık duyulmakta. Ayrıca kendini geliştirme seminerleri ya da uzman terapistlerin konferansları ilgi çekmeğe başladı.

 Ben tüm bunlara bir ölçüde sempati duyuyorum. Yine de stresle baş edebilme konusunda kişinin bireysel olarak çaba göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Benim konu ile ilgili görüş ve çıkarımlarım tamamen bireysel. Yani kendimle ilgili durumlar için geçerli. Belki ortak sıkıntıları olan insanlar için de doğru olabilir. Yine de en doğrusu herkesin kendi koşullarına ve özelliklerine göre önlem almasıdır  diyorum..

 Şimdi kendime göre olsa da başlıca saptamalarımı paylaşmak istiyorum;

 Öncelikle zaman zaman çok stresli dönemler yaşadığımı belirteyim. Bunun nedenleri, bazen kendimin ya da yakınlarımın yaşadığı sağlık sorunları, işle ilgili sorunlar, çevremdeki insanlarla olan sosyal ve duygusal uyumsuzluklar, maddi yetersizlikler, kişisel ya da toplumsal olarak maruz kaldığımız olumsuzluklar, örneğin haksızlıklar, başkalarının acı çekmesi, hayvanların işkence görmesi gibi olaylar vs. Görüyorsunuz ki her ne kadar kendime özel durumlar desem de aslında herkesin içinde bulunduğu ancak farklı boyutlarda etkilendiği insanlık halleri.. Zaten burada bana özel olan bu etkenler değil, benim bunlara olan direncim ya da dirençsizliğimdir.

İşte bu nedenle ben kendime en uygun yöntemleri bulmak için çaba gösteriyorum.

Şimdi sıkı durun; bana en iyi gelenleri açıklıyorum:

Öncelikle yakınımda bulunmasından rahatsızlık duyduğum, beni sinirlendiren sahte dostları, çıkarcı ve güvenilmez, içten pazarlıklı sinsi insanları bir güzel ayıkladım. Bunları hiç bir bahaneye gerek duymaksızın hayatımdan çıkardım. Zaten ne zamanımı ne de enerjimi harcamaya değmeyeceklerini bildiğimden hiç ama hiç üzüntü duymadan yaptım bu işi.. Emin olun bu tür insanlar başınıza bir iş geldiğinde birer birer yok olacaklardır. Sadece yok olma süreçlerini hızlandırdım. Sonuç mu? Ohhh, dünya varmış!..

 Hiç kimseden bir şey beklemeyince daha da mutlu olduğumu fark ettim. Örneğin, çok sevdiğimiz ya da bizi sevdiğini düşündüğümüz insanların desteklerini beklediğimiz anlar olur ya; olmasın!.. ”Çok da önemli değil, ben tek başıma da yapabilirim” diyebiliyorsanız, yani gerçekten de tek başına yapabilecekseniz lütfen tercihiniz bu olsun. Zaten içtenlikle destek olmak isteyen gelir olur. Ayıp olmasın diye ilgilenenler ise hiç ilgilenmesinler. Bu gruba en yakınlarınız da dahil.

Çok üzücü bir durumda, eğer o an yapabileceğim hiç bir şey yoksa, yani istediğim kadar dertlenip acı içerisinde kıvranayım, o sıkıntılı durumu değiştirmeye gücüm yetmiyorsa dikkatimi başka konulara yöneltmeye çalışıyorum. Evet bu hiç kolay değil, biliyorum..Düşünsenize, çok üzgünsünüz, içiniz yanıyor ama yapabileceğiniz hiç bir şey yok. Örneğin şu an olduğu gibi.. İki saat kadar önce sokakta birinin çok kötü yaralandığını gördüm. Ambulans çağrıldı ve hastaneye götürüldü. İçim acı ile dolu olsa da yapabileceğim bir şey yok ve ben de bu yazıyı yazıyorum. Hiç bir şey yapmadan otursam muhtemelen kendimi çok daha kötü hissedeceğim. Böyle anlarda dua etmek de iyi geliyor.

Yazı yazmak dedim de; bizi üzen, rahatsız eden durumları sakin bir kafa ile kağıda dökmek de iyi bir yöntem. Tabii ki bunu ps ile de yapabilirsiniz. Bana da bir başkası önermişti. Gerçekten de rahatlatıyor. Bir tür ikili terapinin kendi kendinize yapılanı. Yani anlatan da dinleyen de sizsiniz. Kendinizle konuşmak psikolojik olarak rahatsız edici tuhaf bir eylem olabilir ama yazmak tam tersi hiç rahatsız etmiyor. Yazarken kendinizi kandıracak haliniz yok ya; örneğin uğradığınızı düşündüğünüz haksızlığı abartısızca ve dosdoğru yazın ki, olayı ya da durumu objektif değerlendirin. Ayrıca empati duygunuzu da ihmal etmeyin. Yani karşınızdakinin yerine de düşünmeye çalışın. Amaç o kişinin haksızlığını kanıtlamak değil sizdeki hasarı onarabilmek..

 Kendimce uyguladığım yöntemlerimin devamı var. Bu yazı fazla uzadığı için şimdilik bu kadar olsun.

Eğer bu yazı ilginizi çekerse,  belki  sizlere de yararı olur diye devamını yazarım.Tüm insanların stresle başedebilmek amacı ile makul ve mantıklı yöntemleri denemesi ve paylaşmasından yanayım.

Olabildiğince az stresli günler diliyorum.

Yorum bırakın

Filed under Ruh ve Beden Sağlığı, Sağlık, Yaşamdan