Category Archives: Şiir

Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)

Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler,
Gururlarını yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.

Pablo Neruda

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Şiir

Bu ülkede ters giden bir şeyler var!

Başlığı okuyunca ”Günaydın! Yeni mi farkediyorsun?”  ”Sadece  bir şeyler mi var, yoksa pek çok şey mi ?” diye söylendiğinizi duyar gibiyim ve yerden göğe haklısınız. Haksızlıklar, adam kayırmalar, kadrolaşmalar, eğitim ve sağlık alanında sonu gelmez skandallar, ayıplar, vatandaşın güvenliği ve sosyal hakları konusundaki  eksiklikler, yetersizlikler, çarpıklıklar, hukuk alanındaki akılalmaz durumlar vs. vs.

Ben sadece  bir örnek vereceğim. Ekonomi uzmanı olmaya gerek yok, durumu anlamak için. Ufacık ama çok şey anlatabilecek  bir örnek.

Ayrımcılığa, makam  ve mevkiyi bencilce kişisel gereksinimler için kullanmaya dair  bir örnek.

Düz mantıkla, fazla araştırma yapmaya gerek kalmaksızın  durumu basitçe  özetleyen bir örnek..

Bakın meclis lokantasının yemek fiyat listesine!

Bu hayat pahalılığında böylesine  kaliteli yemekler, bu fiyatlarla çıkabiliyorsa, benim üniversite öğrencim neden kuru simite muhtaç, bir tas  sıcak çorba bulamadan  hayatta kalma ve eğitimini yarı aç yarı tok tamamlamak zorunda kalıyor? Neden devlet yurtlarında, yetimhanelerde kalan çocuklarımız  en düşük maliyetli, dolayısı ile  düşük kaliteli yemeklerle (Kurtlu fasulye, küflü bulgurla) karın doyurmak zorunda bırakılıyor? Neden deprem bölgesinde çocuklar  yetersiz beslenmeden (açlıktan) ölüyorlar? Örnekler  çoğaltılabilir. Benim ilk aklıma gelen bunlar..

Yiyin efendiler Yiyin

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

Yorum bırakın

Filed under Politika, Türkiye, Yaşamdan, Şiir

Bir Garip Orhan Veli

 

 

Bugün Orhan Veli’nin ölüm yıl dönümü. 61 Yıl önce kaybettik O’nu. Henüz 36 yaşındaydı ve İstanbul aşığıydı..

 

Konuştuğu gibi, anlaşılır yazdığı için o dönemlerde yadırganmış, bazı edebiyatçılar tarafından eleştirilmiş.

 

Türk edebiyatında “Birinci Yeni” diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirde parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıkmış. Sokaktaki insanı ön plana çıkarmış. Biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline gelmiş onun şiirlerinde. Duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermiş. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalışan bir şair .. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çevirileri var. Tüm bunları kısacık yaşamına sığdırmış Üstad.

Hiç kuşkusuz akla gelen ilk şiiri ”İstanbul’u Dinliyorum” dur ama her şiiri, her dizesi yaşamın ta kendisidir. Toprağı bol olsun!

 


Şiirlerini Dinle

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Yazın Dünyası, Şiir

Nostalji / Antalya

Antalya Belediye Binası’nda bir fotoğraf sergisi var.  Antalya’nın nostaljik fotoğrafları sergileniyor…

Bu fotoğraflar ben doğmadan, hatta annem ve babam bile dünyada değilken çekilmiş. Örneğin en alttaki 1930 yılına ait. Yine de çocukluğumun ilk yıllarında anımsadığım görüntüleri andırıyor.

Bunlar da benim objektifimden bu günkü kent merkezini gösteren kareler.

Hemen gözümün önünden geçen film kareleri şunlar:

Bahçelerinde portakal, hurma, kayısı, çağla, dut ağaçları olan tek katlı evler.. Daracık caddeler, gıcırdayarak geçen faytonlar. (İlk taksi ve dolmuşlar ilkokul yıllarımda boy göstermişti). Kentin orta yerinde, ana caddeyi tam ortasından boylamasına ikiye ayıran, etrafında palmiyeler dizili, çağıl çağıl akan su kanalı, bomboş sahiller, yerli halkın yazlık olarak kullandığı belediyeden kiralanan Konyaaltı obaları. Sokak aralarında sebze, meyve, süt, hatta züccaciye ve kumaş satan satıcılar. Basmacı Ali’yi anımsıyorum özellikle. Bir  de küçük arabası ile dondurma satan Macun lakaplı dondurmacımız vardı. Her gün sokağımızdan geçmesini beklerdik.  Dedem halden aldığı sebze meyveyi ya hamallarla ya da bir faytonla getirirdi eve.

PENCEREMDEN ANTALYA

Ağustos böcekleri kayısı dallarında

Kuma çekilen açık mavi sandallarında

Temiz bir yolculuğun üzüntüsü gibiydi…

Bir hamam nemi vardı gölgenin avucunda

Apaçık pencereler boş sofalar ucunda

Çocukluk yıllarımın birer süsü gibiydi.

Portakal kokusuyla sarhoş gibi bir gemi

Yelkenine bir kanat gibi takıp meltemi

Akardı bir kayısı dalının ortasına.

Umarak onun gibi uzaklaşacağımı,

Camın üstüne gerip böyle on parmağımı

Dizerdim tayfa gibi beyaz güvertesine…

Gemimi benden çaldı diye dağların ardı

Yuvarlanan bir turunç gibi içim karardı,

Halatların üstüne kırk ayak merdivenden.

İçimde başlamayan, bitmeyen bir yolculuk

Kumsalda bir gemiye uzanmış yarı soğuk

Kumral bir deniz kızı masal dinlerdi benden.

Gözlerim balık gibi yosunların ağında

Uyuturdu suların mavi salıncağında

Bir sedef gibi mermer liman bakışlarımı.

İçimde seyrederdim boşalıp doluşunu,

Güneş yüklü bir gemi gibi kayboluşunu

Bir liman kokusunda suya akışlarımı.

SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL (1907 – 6 Ekim 1968)

Yorum bırakın

Filed under Antalya, Anılar, Fotoğrafçılık, Kültür ve Sanat Etkinlikleri, Mimari, Nostalji, Yaşamdan, Şiir

Şiir / Aragon / Seni Seviyorum Elsa


Siyah Klavye adlı blog  sayfasının  yazarı Sevgili Arkadaşım bugün  Elsa ile Aragon’un  büyük  aşklarını  anlatmış.

Yüreğimde  bir  sızlama  ile  okudum  yazıyı.  Huzurlu  ve  mutlu  iki yaşlı  insan  resmine  takılıp  kaldı  gözlerim..Kim bilir  kimler böylesine  büyük  bir  aşkın benzerini  yaşadığını  düşünüp   birlikte  yaşlanmayı  hayal  ederken ayrı  düştüler  .. Ya  da  kavuşamadan ayrıldılar.. Belki  de  hastalıklar,  ölümler  ayırdı bazılarını…

Elsa  ile  Aragon  şanslı  insanlarmış.  Okumaya  doyamadığım muhteşem  şiiri geldi  aklıma.  Hani  şu  şairin ”Mutlu aşk  yoktur” dediği  şiir..

Ama  onu  değil  bir  başka  şiirini paylaşacağım.  Aşkın  en  nazenin  hali  var  bu  şiirin  dizelerinde..”Geçen  günler  incinmesin”  diyecek  kadar  nazenin…. Bu  incelik  yüreğime  dokunuyor,  belki  başka  yüreklere  de  dokunur…..

ELSA SENİ SEVİYORUM

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Seninle bütün bir mevsim ne güzeldi
O yaz kitaplardaki kadar öyle güzeldi
Manastır ormanında seni mutlu ettiğimi sandım
Toulon rıhtımında akşamın rengine kandım
İster bana budala ister çılgının teki de
Mutluluk nedir ki umutlar çekip gidince

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Geçen yıl yapraklar solarken şarkı söylüyordum
Veda ederken bile bir gün görürüm diyordum
Ölenler dünyaya yeniden geleceğini sanır
Tatlı sözlere kananlar ergeç aldanır
Gözlerime bak hele orda nice güzelsin
Yüreğimi çılgınlıklarımı duymuyor musun

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Solgun bir piyaniste benzeyen güneş bak işte
Hep aynı sözleri aynı şarkıyı söylemede
O tehditten uzak günleri sevgili anımsa
Ne mutluyduk ikimiz evimizde Montparnasse’da
Artık yaşam karadüzen sürüp gidecek
Soğuk Akşam oldu şimdiden Tekliyor yürek

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Pörsümüş bir yonca gibi sana sunduğumda hani
Ne sevmiştin bu şarkıyı üzgün sesini
O gün bu gün el değmemiş uyuyordu bende
Unutulmuş çekmeceden şimdi çıkardım işte
Hiç değilse sevdiğin bir şey buldum diye avundum
Elsa’m halden anlamazım seni nasıl seviyorum

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Billur bir şarkıdır bu seni mırıldanıyor
Söylediğim her sözcük boşuna değil diyor
Gün gelir sözcükler de dönüşür gözyaşına
Gün gelir sözcükler de büyü’dür tek başına
Sevgilim çarpıp duran şu pancuru kapatalım
Yağmur damlasının sesiyle biz bize kalalım

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin

Türkçesi: Erdoğan ALKAN

2 Yorum

Filed under Edebiyat, Şiir

Yüreğim Benim, En Azaplı Ülke

Bu  sabah ”Yüreğim benim /en azaplı ülke”diyen bir şairle  uyandım  sanki..

Guiseppe Ungeretti’den  söz  ediyorum.

En az sözcükle en derin etkiyi bırakan şairlerden biridir.

Gözyaşlarını  içine  akıtmak  zorunda  olan  insanlar için  yazılmıştı  bu  dizeler.

Hangimiz  yaşamıyoruz  ki  bunu…

 

 

Bu evlerden

yalnız

bir kaç

parça duvar kaldı

İnsanlardan

yanımdaki

pek azı

kaldı

Yürekte oysa

eksik haç yok

Yüreğim benim

en azaplı ülke

Guiseppe Ungaretti

2 Yorum

Filed under Edebiyat, Şiir

Sayın Timur Ugan’ın Bir Duyurusu Var

Değerli  blog  yazarı arkadaşımız  Timur  Ugan’ı  WordPress uzantılı  blog  sayfamı  oluşturunca  tanıdım. Dünya  görüşü, yaşama  bakış  açısı,  paylaşımları  ve çabaları  ile  örnek  alınası  bir  insan. Aynı  zamanda  bir  şair. Çok  beğendiğim  şiirlerini  anlamlı  bir  proje  için  hem  sanatseverlere  hem  de  hayvanseverlere  sunuyor.   İşte  Sayın  Timur  Ugan’ın  sayfamda  paylaşmaktan  onur  duyduğum  duyurusu:

Marmara Ereğlisi ve Yeni Çiftlik  barınakları için canla başla didinen bir avuç gönüllüye destek amacıyla…

Değerli Dostlar; Y. Çiflik ve M.Ereğli barınaklarının acil olarak tamir ve bakım ve eksiklerinin giderilmesine katkı olarak mütevazi bir kişisel girişimde bulunmak istedim.

Fikir aldığım arkadaşlarımızın da katkılarıyla bir öneri oluştu.

Mevcut  600 adet  “Deniz Sevdası”  şiir kitabımdan yakın çevremizdeki 60 arkadaş onar adet  alır ve isteği üzere yakın çevresinde dağıtırsa 3000 tl ye yakın bir gelir elde etmek mümkün…

Bu paranın 1500 tl. si en azından barınakların acil tamiratlarını, fayans döşenmesini sağlar. Diğer yarısı da dosyası hazır olan “Hayvan Öyküleri ve Şiirleri ” kitabımın ikinci bir gelir kaynağı olarak  basılmasını sağlayabilir.

Daha öneriyi tartışırken 5 değerli arkadaşım 10 ar adet istekte bulundular bile.

Özetle 10′ ar adet kitap alacak 55 arkadaşımıza da gereksinim var. Böylece bulunduğunuz uzak yerlerden bile canlara bir katkınız olabilecek.

İstek için facebook mailime, ya da  4031984@gmail.com  e-postama adresinizi bildirmeniz yeterli. Kargo ile 10 adet kitap hemen elinize ulaşacak. Ödemesi de ” ptt “den kolayca ve ucuza  ” Timur Ugan /  Silivri-Gümüşyaka / istanbul” adresi ile Gümüşyaka postanesindeki hesabıma gönderilebilir ve barınaklarla sürekli ilgilenen arkadaşlarımızın önereceği sıraya göre benim de yardımımla gerekli tamirat ve tadilatlar için aktarılabilir.

Sevgi ve Saygılarımla…

“DENİZ SEVDASI” – 100 Sayfa Adet fiatı 5 tl dir.

HAYDİ DAYANIŞMAYA !

Timur Ugan

Yorum bırakın

Filed under Örnek İnsanlar, Edebiyat, Hayvan Hakları, Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları, Şiir