Category Archives: Ülkemden İnsan Manzaraları

Tahammülsüz Bir Toplum Olduk

Ama nelere?

Bir kaç gün önce bir komşum sızlanıyordu; her sabah sesleri ile uyanınca kendimi cennette  sandığım kuşlardan şikayet ediyordu. Terasını, balkonunu kirletiyorlarmış!

Şaşkınlık içinde kaldım. Bir diğeri de köpek havlamalarından rahatsızmış! 
Şehrin gürültüsünden, karmaşasından kaçıp adeta cennetin son kırıntıları dediğim ve ne yazık ki etrafın yavaş yavaş yüksek  apartmanlarla çevrilmeye başlaması ile kaybetmekten kaygı duyduğum bu yerde bunları işitmek ne üzücü… 
Oysa ki;
Nelere tahamül ediyoruz şu ülkede:
Kötü yönetilmeye, çevrenin  kirletilip talan edilmesine,  bedelini ödediğimiz halde  hak edilen hizmetlerin alınamamasına, adaletsiz adalet sistemine, kötü eğitim koşullarına, haksız kazançlara, emeğin sömürülmesine, iğrenç popüler kültür dayatmalarına, etik olmayan reklamlara, insanlara ve hayvanlara yapılan işkence ve kötü muameleye, doğanın katledilmesine  vs. vs. 
Yaşam halkasının en zayıf zincirleri olan,  gözümüz gibi korumamız gereken korunmasız hayvanlara tahammülümüz yok. En zayıf halka olmaları  önemsiz olmaları anlamına  gelmez. Çünkü bir halka  koparsa zincir  işlevini yitirir.  Ey insan oğlu, nelere tahammül edip  nelere edemeyeceğine  iyi düşünerek karar ver! Zincirler kırılıyor..

Yorum bırakın

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Ülkemin Halleri, Memleketimin Halleri, Yaşamdan, İronik Yazılar

Karanfil Cenneti ve Bu Cennetin Ağır İşçileri

Dün  evimizin yakınındaki karanfil seralarına  gittik. Gözlerimiz şenlendi..  Göz alabildiğince, dönümlerce serada yetiştirilen nadide karanfiller büyük bir emekle henüz tomurcuk olarak derleniyor ve bir kısmı ihraç ediliyor, bir bölümü de iç pazarlara, yani buradaki çiçekçilere, otel, motel, tatil köylerine gönderiliyor.  Karanfillerin dikim aşamasından toplanmasına dek nasıl bir özenle bakılıp emek verildiğini anlatamam. Sabah güneş doğmadan çalışmaya başlayan insanlar akşama dek uğraşıp didiniyorlar.
Buyrun  seralarımızı  gezmeye:

Seraların bir bölümünün üzeri açık, bir bölümünün ise tüle benzeyen örtülerle kapatılmış.

Bazıları tomurcuk, bazıları da yarı açmış durumda.

Açmış olanların renklerinin güzelliğini anlatamam. Uçuk pembeden  bordoya, sarıdan turuncuya ve mora dek her rengi  var.

 
 
Serada çalışanlar  genellikle ailece bu işi yapıyorlar.  Asıl işletmeciler yani büyük patronlar seraların yanına lojmana benzer evler yaptırmışlar ve bu aileleri yerleştirmişler. Kira, elektrik ve su parası ödemiyorlarmış ancak ciddi boyutta emek sarfederek çoluk çocuk  çalıiyorlar ve  fide başına az bir ücret alıyorlarmış. Bir fidede kaç dal karanfil yetiştiğini sormayı unutmuşum.
 
 
Eşi serada çalışırken, Sündüz Hanım da kesilmiş karanfilleri buket yapıyor.
 
 
Oğul Şerafettin tezgahın başında.
 
 
 
 
 

Yorum bırakın

Filed under Antalya, Ülkemden İnsan Manzaraları, Botanik, Süs Bitkileri, Yaşamdan

Allah’ım bitsin bu azap!

Bu sabah erkenden şehre gitmek zorunda kaldım,

Hissedilen sıcaklığın 50 derece civarında olduğu bir saatte, 16.00 gibi sağ salim ve işlerimi halletmiş, anneciğimi görmüş olarak döndüm. Siteye adım atar atmaz bitişik köyden gelen yüksek volümlü korkunç elektro sazlı müzik ile şoke olmuş vaziyette eve kendimi attım. Tüm camları kapayıp klimaları açmak da kar etmedi. Bu saat oldu, beş on dakikalık araları saymazsak kesintisiz devam ediyor. Avaz avaz söylenen şarkı-türkünün de ne olduğu belli değil aslında..

Ama beterin beteri varmış; az önce silahlar da patlamaya başladı. Duyduğumuz seslerden ödümüz koptu. Bir de orada olanları düşünün.. Ne yaparım ne ederim, kimlere şikayet etmem gerekiyor, hiç bilemiyorum.. Evet, mutlu bir gününüzü kendinizce eğlenerek kutluyor, düğün dernek yapıyorsunuz ama bu kadar uzun süre, bunca gürültü ve o sıkılan kurşunlar neyin nesi? Düğünlerde sıkılan kurşunların pek çok can aldığını duyuyoruz. Yine de ders alınmıyor demek ki..Biz ne zaman akıllanacağız?

1 Yorum

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Ülkemin Halleri, Memleketimin Halleri

Pazar Gülmecesi:))

Mutlu pazarlar hepinize:))

Yorum bırakın

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Gülmece, Karikatür

Ah bu insanlar!!

Bu anlatacağım olay belki sıradan ve basit gelebilir. Yine de çevremizde bize ilk bakışta sempatik gelen, pek çok insanın nasıl küçük çıkarlar peşinde olduğunu gösteren bir örnek. Bizzat yaşadım; paylaşıyorum…
Üç kişilik bir aile, anne, baba ve oğul.. Taşınma telaşım sırasında gördüm onları. Evimin karşısındaki siteye ait spor alanının bakımını yapıyorlardı. Potaları ve tenis kortunun çevresindeki telleri boyuyorlardı. Hatırı sayılır bir sıcak var o günlerde.. Özellikle 40’lı yaşlardaki kadın çok sempatik geldi bana. Tulumu, eşarbının üzerine taktığı boyacı şapkası ile.. Ben de çok yorulmuştum ama hiç olmazsa evdeydim, onların güneşin altında saatlerce fırça sallamaları pek dokundu bana. Öğle saatlerinde mimoza ağaçlarının gölgesine kilim serip oturdular, bir şeyler yediler. Evde daha tam düzen kuramamıştım ki, ben de bir şeyler ikram edeyim.. Yine de Minik’i alıp yanlarına gittim. ‘’Kolay gelsin’’ demek için. Bir de soğuk su ya da içecek isterlerse çekinmeden gelip alabileceklerini söyledim.. ‘’Kaç gündür buralarda çalışıyoruz, bir Allah’ın kulu da kolay gelsin dememişti’’ dediler.. Sitenin yevmiye ile çalışan işçileriymiş bu aile. Aile boyu işe sarılmaları duygulandırdı beni ve o an gözüme emeğin değeri ile birlikte daha da sempatik geldiler..
Ertesi gün de işleri sürdü. Ara sıra hanımla kısacık sohbetlerimiz oldu. ‘’Her işi yapaıyoruz, boya, badana, onarım vs’’ deyince, bizim sundurmanın üzerindeki birkaç kırık kiremit geldi aklıma. Hazır, çalışkan insanları bulmuşken onlara kısmet olsun param diye düşündüm. Oğulları gelip kiremitlere baktı, on tane kırık ve çatlak kiremit saydı. Kiremitlerin markasına baktı ve’’ biz alırız kiremitleri, tanesi bir buçuk lira, siz emeğimizle birlikte ödersiniz’’ dedi. ‘’Çok iyi olur’’ dedim. Hatta emeğiniz için ne vereceğim bile demedim. Pazarlık edecek değildim ya, elbette hak ettikleri parayı ödeyecektim..
Bir iki gün sonra oğulları onbir tane kiremitle geldi. Bir de baktım ki kiremitler oldukça eski..Belli ki, bir onarım işinden ellerinde kalmış kullanılmış kiremitler. ‘’Bu kiremitler yeni değiller’’ dedim ama hemen itiraz etti.’’ Bu kiremitler sıfır, çatımız için almıştık, bunlar arttı, aynı marka olunca bunları kullanalım dedik’’ diye açıklama yaptı.. O an için evdeki elektrikçi ekiple ilgilenmek zorunda olduğumdan, fazla üzerinde durmadım. ‘’Öyle diyorsan öyledir, beni kandıracak değilsin ya’’ dedim.. Kiremitleri verandaya bırakıp, birkaç gün sonra geleceğini, onarımı yapacağını söyledi ve gitti. Daha sonra kiremitlere göz atınca hayretler içinde kaldım; bir tane bile sağlamı yoktu içlerinde. Kiminin ucu kırık, kimi çatlak.. Üzeri harçlarla kaplı olanlar mı istersiniz. Şimdi; burada beni asıl üzen, benim çalışkan aile diye sempati duyduğum insanların böyle üç beş kuruşluk bir konuda bile hile ile eski kiremitleri yutturmaya çalışmaları oldu. Bu işi yapan insanlar olarak o eski kiremitlerin hiç de sağlıklı bir örtü olmayacağını bildikleri halde hiç utanmadan beni kandırmaya çalışmalarına gerçekten üzüldüm.. Şimdi gelmesini bekliyorum; artık gerekeni söylerim.. Ne diyeyim; insanımız böyle küçük çıkarlar için bile dürüstlüğünden taviz verirse benim emeğe saygım, insana sevgim nasıl tuzla buz olmasın?

Not:Diyojen’in gündüzleri Atina sokaklarında elinde fenerle dolaşarak, dürüst bir adam aradığı söylenir. M.Ö. 400 yıllarında yaşayan filozoftan bu güne, değişen bir şey yok demek ki..

Yorum bırakın

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Begonvilli Ev Halleri, Yaşamdan

Ülkemiz sosyal uyumsuzlar cenneti

Sosyal uyumsuzluğun ceremesini uyumlu ve saygılı insanlar çekiyor.

Nasıl mı?

Çevrenize bakın.. Kısa bir süre yeterli.
Durakta bekleyenler, parkta gördüğünüz insanlara vs.

Örneğin sabah yürüyüşü sırasında
bu sabah gördüklerimi söyliyeyim:

Koca kadın, güzelim mayıs ağacının dallarını çekiştirip kırarak mavi minik çiçeklerini yoluyor, elindeki poşete dolduruyor. Ne edecekse?
Yer: Çevredeki yeşil kalmış ender nefes alma alanlarından biri olan Subaşı Parkı.

Kaldırımın duvar tarafındaki büyük boyutlu sarmaşıkların arasını tuvalet olarak kullanan bir adam. Belli ki akşamdan kalma, muhtemelen de evsilerden biri.
Yer: 100.Yıl Falez Oteli yanı..

Otobüs durağının çevresi sigara izmaritleri ile öylesine kirletilmiş ki; durakta elinde sigara ile bekleyen herkes gözümde potansiyel kirletici.
Yer: Yüzüncü Yıl bulvarındaki duraklar. Aslında tüm duraklar..

Ağaçların üzerine yapıştırılmış ilanlar.. Oldukça ayrıntılı yazılmışlar. ”Yerlere, izmarit, kağıt, poşet, boş şişe, yiyecek artığı atmayınız!” Yine de listede yazılanları yerlerde görebilirsiniz.
Yer: Evimin karşısındaki küçük Sağlıklı Yaşam Parkı. Aslında tüm parklar, hatta yollar.

Kaldırımda sohbet ederek yavaş yavaş yanyana yürüyen kadınlar. Hızlı yürümeniz gerekiyorsa bu engeli aşmanız lazım. Hele köpeğiniz varsa yanınızda bir de azar işitme olasılığınız var. Oysa yolu düşüncesizce işgal edenler onlar.
Yer: Yüzüncü Yıl Bulvarı kaldırımları.

Köpeği olan biri olarak, her gördüğümde, hem çevreye olan saygımdan hem de potansiyel kirletici sanılacağımı düşündüğümden  üzülmeme, mahçup olmama neden olan
yol kenarında ve parkta bırakılmış köpek kakaları. Bazı köpek sahipleri hiç poşet taşımıyorlar.
Yer: Tüm sokaklar

Bu verdiğim bir kaç örneğin dışında küçüklü büyüklü pek çok sosyal yaşama uygun olmayan davranışı rahatlıkla sergileyen insanların sayısı az değil.
Üstelik bu davranışları sergileyenlerin hiç biri de rahatsızlık duymuyor; böyle yapmak haklarıymış gibi.

Dediğim gibi tüm bu olumsuzlukların acısını kimler çekiyor dersiniz?

Ve

Yorum bırakın

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Ülkemin Halleri, Sosyoloji, Yaşamdan

12 yaşındaki çocuğu satmak suç değil, satın almak suç!

Yine içinizi acıtacak bir öykü (gerçek). Yine ülkemden bir kadın(çocuk) dramı.

Daha önce de yazmıştım, bu bloğun ağlama duvarı gibi olmasından hoşlanmıyorum. Ne var ki bunlar benim ülkemin gerçekleri. Yeri geldikçe hep birlikte bu konuları ele almalı, en azından bu sorunlar yokmuş gibi davranmamalıyız..

Öykümüzün başlangıcı 6 yıl önce.. Yer, Antalya.. Henüz 12 yaşında bir kız çocuğunun yürek burkan hayat öyküsü bu..

E.Y. Antalya’da 6 yıl önce 12 yaşındayken babası Osman Y. tarafından, inşaat malzemesi ticareti yapan bir yerde çalışan 54 yaşındaki Yusuf A.’ya sözleşmeyle 5 bin lira karşılığında satılıyor ve bu kişi tarafından tecavüze uğruyor. Bu adamın ilk eşinden 30 yaşında bir kızı, sonraki eşinden de en küçüğü 20 yaşında olan bir kızı ve iki oğlu olmak üzere 4 çocuğu varmış. Durun, daha bitmedi; Yusuf A.’nın, 1995 yılında nikâhsız olarak yaşadığı G. adlı kadından da bir kız çocuğu sahibi olduğu ve ilk eşinden 1999 yılında boşandığı ortaya çıkıyor.
Olayı ortaya çıkaranın, E.Y.’nin o tarihte öğrenim gördüğü Ahmet Coşkun Bulut İlköğretim Okulu’ndaki öğretmeni Burçe Tuncer..

Yusuf A. olaydan sonra tutuklanmış ve yaklaşık 6 ay kadar hapiste kaldıktan sonra tahliye edilmiş. Bir süre sonra da işyerinden ‘‘Mahkemeye gidiyorum’’ diye izin almış ve bir daha geri dönmemiş, yeniden tutuklanmış.

Şu an ise E.Y. Sivas’ta yaşıyormuş. Sivas’ta gecekondu mahallelerinin birinde iki katlı evde yaşayan E.Y. gazetecilere konuşmazken annesi Gülay Y., kızını sözleşmeyle satın alıp tecavüz etmekle suçlanan Yusuf A.’nın tutuklandığını öğrenince şaşırdığını söylemiş. Gülay Y. “Olayın kapandığını biliyorduk. Şimdi bu nereden çıktı. Bir şey bilmiyoruz” diyormuş..

Asıl cansıkıcı olan ise:
Babası tarafından 5 bin liraya satılan kız için ”al yeniden sat” der gibi uygulama… Hani devlet koruması? Sadece satın alanı cezalandırıp satan öz babaya hiç bir ceza verilmemesi, dahası bu çocuğun bu babaya teslim edilmesi büyük bir yanlış değil mi?

Yorum bırakın

Filed under Ülkemden İnsan Manzaraları, Ülkemin Halleri, Yaşamdan