Category Archives: Yazın Dünyası

Geleceğe Umutla Bakmak

Bu öyküyü Yrd.Doç. Kahraman Arslan’ın Hayata Yön Veren Hhikayeler adlı kitabı’ndan okudum. Sayfa 142-143’de bulabilirsiniz.

Bir  odada dört mum sessizce yanıyormuş.O denli derin bir
sessizlik hüküm sürüyormuş ki odada, dört mumun fısıltılı bir biçimde
birbirleriyle konuşmaları bile duyuluyormuş.
Birinci mum: “Ben barışım!” dedi. “Artık kimse benim ışık saçmama
yardımcı olmuyor. Çevrem kan ve silah kokuyor. Kavgalar ve savaşlar, masum
insanların ölümüne neden oluyor. Bu durumda yanık kalmamı isteyenler
azalıyor. Artık sönmek üzereyim …” deyip sessizce  ışığını söndürüp
karanlığa gömüldü.
İkinci mum:”Ben biligiyim!” dedi.”Ama artık gerekli olduğuma
inanmıyorum. Yanık kalmamın da bir değeri kalmadı. Bilenler
incitiliyor, bilgi sahipleri her geçen gün daha farklı sıkıntılarla
karşılaşıyor. Özgür değilim, bilgiler özgür değil, tutsak
ediliyor, cezalandırılıyor, önemsenmiyor. Cehalet ve bilgisizlik daha çok
pirim yapıyor. Alkışlanıyor .rağbet görüyor. Bu durum beni üzüyor….”
diyerek hafif bir esintiyle ışığını söndürdü.
Üçüncü mum:”Ben sevgiyim” dedi. İnsanların yüreğinde derin izlerim
var. Benimle engeller aşılır, sıkıntılar giderilir. Ben acı vermek için
değil, iyilik ve rahmet için varım. İnsanlar beni unuttular, kenara
itiyorlar. Kendilerine en yakın olanları bile sevmemeye başladılar. Oysaki
sevgi,hayatın kalbidir.İncitmeyen bir bakıştır. Kırmayan kalptir. Ancak
insanlar sevgiyi unuttular.Çıkara dayalı dostluklar oluşturdular. Bu
durum beni üzüyor. Artık kendimi söndürmek zorundayım….” deyip sessizce
söndü.
O sırada odaya aniden bir çocuk girdi. Üç mumun tamamen söndüğünü
gördüğü vakit ağlamaya başladı. Dördüncü mum, yumuşak ve yatıştrırcı
sesiyle çocuğa ağlamamasını söyledi; “Korkma!” Ben
çevreme ışık saçtığım sürece ötekiler yeniden yanarlar. Ve onlar da
çevreyi özellikleri doğrultusunda aydınlatmaya devam ederler. Çünkü Ben umudum…”

Gözleri parlayan çocuk ,umut mumunu alıp öteki mumları teker teker yakar. Ve oda eski aydınlığına kavuşur.

Yorum bırakın

Filed under Kitap, Yazın Dünyası

İyi Pazarlar

Bu sabah, Oktay Akbal’ın bir yazısını paylaşmak  geldi içimden; yaşamın  ta kendisi, özden  tümcelerini okuyunca.. Mutlu pazarlar dostlar! Yaşamınızın her anı değerli ve güzel olsun..

Bir Yaşlı Adam Anlatıyor

Yaşlılık bir çeşit hastalıktır. Bakımı zordur. Öyle ilaçla düzeltilmez. Yaşarsan çekeceksin. Yıl yıl zaman geçecek sen farkında olmadan. Bir bakmışsın gerçekten ihtiyar olmuşsun.
İhtiyarlık tam bana göre… Bakmayın içimde hâlâ yanan ateşe. Sağlıktan değil o, yaşamaktan. Öyledir, yaşamak da bir türlü hastalık. Tedavisi ne bilemezsin. Uzmanlar gelse bilemez. Çünkü kitaplarda yoktur. Okumakla, kitaplar bitirmekle de çözemezsin.
En yakınların bıkıp usanmasın diye masallar uydurursun. Ben çok iyiyim dersin. Bir avuntu mu? Olsun, ne çıkar senin bir gün, bir gece daha soluk almana, uyumana, uyunmana, yani yaşamana yaradığı sürece…
Örneğin bugün tatil günü. Bir aydınlık gün. Çoğunlukla öğrencilikte işe yarar. Ah bir pazar gelsin diye okul defterlerini kitaplarını elinin tersiyle bir yana ittiğin günler. Ama ben pazarları hiç sevmediğimi, nedense ilk gençlik günlerinde yazmışım. Hatta nefretimi, öfkemi de… Neden, pazar günleri bir üzüntü mü anımsatıyor? Bir yakınımın artık yaşamda olmayışı mı ya da uzaklarda oluşu mu?..
Bugün pazar… Okullar tatil. Sabah Şehzadebaşı’ndan sırtımda çanta ile yola düşüp Gedikpaşa Yokuşu’nu inmek var. Karda zordur, kayarsın, o kadar ki altına okul çantanı koyar, yokuş aşağı…
Ah o okul sabahları…
Şehzadebaşı’nda yeni doğmuş bebek kedi yavrularını bırakarak ardımda, annemle ya da babamla yola çıkışım. İstemezdim, sevmezdim okulu. Belki de öğretmenlerin sakallarından. Anlamadığım bir şeyler söylerlerdi. Bizler de ikide bir “mon pere” diye seslenirdik onlara. Babam demekti. Fransızcaya küçük yaşta başlamıştım. İlk hocam Ermeni bir matmazeldi. Hiç çalışmazdım, hep kaçardım derslerden. Hemen her şeyden kaçardım, kaçabilirsem. Bu yüzden yazılarımı okuyanlar bana “yaşam kaçağı” adını verdiler. Kaçmak en iyi yoldu. Sıkıntıya gelmemek, hayallerde soluk almaktı işim. O kadarcık şeyle yetinirdik. Yarın ne olacak diye bir korkum yoktu. Bilmem o yaşlarda mı öyle oluyor insan. Ama ben koskoca insandım artık, gençlik korkularımdan sıyrılmak gerekirdi. Olmadı, olmayacak… Böyle gelmişim böyle gideceğim.
Evet bugün pazar. İşte size sıkıntı verecek bir yazı daha. Sizler sağ olun yeter.

24 Mart 2013 – Cumhuriyet

Yorum bırakın

Filed under Yazın Dünyası, Yaşamdan

Bir Garip Orhan Veli

 

 

Bugün Orhan Veli’nin ölüm yıl dönümü. 61 Yıl önce kaybettik O’nu. Henüz 36 yaşındaydı ve İstanbul aşığıydı..

 

Konuştuğu gibi, anlaşılır yazdığı için o dönemlerde yadırganmış, bazı edebiyatçılar tarafından eleştirilmiş.

 

Türk edebiyatında “Birinci Yeni” diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirde parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıkmış. Sokaktaki insanı ön plana çıkarmış. Biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline gelmiş onun şiirlerinde. Duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermiş. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalışan bir şair .. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çevirileri var. Tüm bunları kısacık yaşamına sığdırmış Üstad.

Hiç kuşkusuz akla gelen ilk şiiri ”İstanbul’u Dinliyorum” dur ama her şiiri, her dizesi yaşamın ta kendisidir. Toprağı bol olsun!

 


Şiirlerini Dinle

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Yazın Dünyası, Şiir

Aşk Asla Pişmanlık Duymamaktır! / Erich Segal

Bu iddialı söz Segal’e ait.

Hani şu dünyanın belki de en iyi aşk romanı olan Aşk Hikayesi’nin yazarı Erich Segal.

O, herkesin saygı duyduğu bir edebiyat profesörüydü.  Basmakalıp bir öykü anlattığı söylenerek çok eleştirildi.

Segal ise sadece ”aşk asla pişmanlık duymamaktır”dedi.

Aşk Hikayesi kimsenin hatta yazarı Erich Segal’in bile anlayamadığı şekilde ortalığı allak bullak etti..

Dünyaya bir hastalık sonucu veda etmek, gençlere (hatta yaşlılar) Napalm bombaları, uçaksavar mermileri veya Rambo bıçaklarıyla ölmekten çok daha romantik geliyordu. Çünkü işin içinde aşk vardı.

Love Story New York Times’ın en çok satanlar listesinde tam kırk bir hafta birinci sırada kaldı..

Erich Segal daha sonra Sınıf, Doktorlar,Sadakat anlaşması, Ödüller ve Aşk Hikayesi’nin devamı niteliğindeki Oliver’in hikayesi’ni de yazdı. Hiç biri Aşk Hikayesi’nin başarısına ulaşamadı.

Ya  film  ve unutulmaz  şarkıya ne demeli?  Hadi onları da devam yazımızda anlatalım. sevgili okuyucum sıkılmasın..

Yorum bırakın

Filed under Edebiyat, Kitap, Sinema, Yazın Dünyası

>Bir Çınar Daha Devrildi / İlhan Selçuk

>

Yaşamı ve Yapıtları Burada

İlk aklıma geliveren Pencere’nin boş kaldığı oldu ve Ziver Bey Köşkü ve diğerleri. Son yaşadıkları bir de. Türkan Saylan da geçti gözümün önünden. Toprağı bol olsun her ikisinin de!

7 Yorum

Filed under Yazın Dünyası, Yaşamdan

Sahte Yazılar


İnternet dünyasında Can Dündar imzası ile dolaşıp duran ancak yazarın ”bu yazılar bana ait değil!” dediği pek çok yazı var. Resmi web sayfasında ”sahte yazılar” başlığı ile duyurduğu bir bölüm var, ben de oradan okudum. Diyor ki;”Bu bölüm; yıllardır internette benim adım altında dolaşan, fakat aslında bana ait olmayan yazılardan oluşuyor.

Bunları, gerçek yazılarımdan ayırabilmek için burada topladık.

Lütfen çoğaltıp dağıtmayınız…!

Dağıtanları uyarınız…! ”

Can Dündar’ın Web Sayfası Burada

Bir kaçını okudum. Okuduklarım, duygusal yönü ağırca basan, yaşam dersi veren şiirimsiler ve düz yazılar.. Şiir midir, değil midir? tartışması zaten beni aşar. Hatta aşağıda okuyacağınız yazı bir kaç yerde Can Yücel imzası ile de çıktı karşıma. Üstelik bir kaç değişiklikle..Baktım yazı fena da değil hani; popülist denilebilecek söylemler içeren, Can Baba’nın(Yücel’in) uslubunu da yansıtan bir yazı. Ben işin içinden çıkamadım.

ERKEK DEDİĞİN

Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey…
Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa… Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı…

Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.

O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.

Şimdi ben çoğaltıp dağıtmış mı oluyorum? Doğrusu pek kestiremedim. Siz yine de anaonim olarak değerlendirin bu yazıyı, ya da şiirimsiyi.

Yazıya gelince; yazarı her kimse, fazlaca ütopik değil mi? Hem bir de işin diğer yönü var..Hadi böyle bir erkek var diyelim. Ya kadın nasıl olacak? Orasını varın siz düşünün kadınlar:) Bence şunu ”İnsan Dediğin”yapalım da hep isteyen ve talep eden durumuna düşmeyelim..

6 Yorum

Filed under Yazın Dünyası